25 Eylül 2007 Salı

leylek leylek havada

yazın bitmesine henuz varken, güneşli bir cumartesi günü, erkek arkadaşım, ailesi, italyan bir misafir ve ben, bahçede oturmuş meyva sularımızı yudumlarken üzerimizden bir leylek ordusu geçti. kanatlarının en ince detaylarını görebileceğim kadar yakın hem de. her sene aynı zamanlar, aynı bahçenin üzerinden geçerek göç ediyorlarmış. ben hayatımda ilk kez bu kadar çok leyleği, bu kadar yakından ve havada, o gün gördüm. bu sene bol seyahat edeceğimize inandım.

o zamandan beri ben ayrı bir yere, sevgilim ayrı bir yere gider olduk, hiç durmadan. onun iş gezileri, benim denize ve güneşe kaçmalarım, onun erkek erkeğe tatili, benim kız arkadaşımla detoksum derken yaz bitti, hala gezmeye devam ediyoruz. şimdi, 3 haftalık bir aranın ardından yine yok. sonra kasım'da yeniden. bu tempoya alıştım. yine de uçağının havalandığı andan itibaren içimi garip bir duygu kaplıyor ve geride kaldığım zaman kendimi çok yanlız hissediyorum. özetle, geride kalmak duygusunu sevmiyorum. haftaya ben gidiyorum. bu sırada yapmayı en çok sevdiğim şey, belirli bir saate bilgisayarın başına geçmek ve onun birazdan online olacağını hissetmek ve hiç yanılmamak. yapmasını en sevdiğim ve gerçekten mutlulukla karşılık verdiğim bir şey ise, onun bana, ben sormadan daha, gününü, canını sıkan iş detaylarını, milimetrik koltuk hesaplarını, kalıpların neye benzediğini bir iş arkadaşına anlatır gibi anlatması ve benim onu anlayacağıma güvenmesi, keresteden yapılmış sandalye kalıplarının resimlerini gönderip telefonundan, fikrimi sorması ve sözüme inanması, satmaz dediklerimin üzerinde iki kere düşünüp, neden diye sorması.

ilk başlarda böyle değildi. gün bitip bir araya geldiğimizde, benim ona, nasıl geçti günün, diye sormamı inanılmaz garipserdi! anlatsam, anlıcak mısın bakışıyla bakar yüzüme ve bölük pörçük anlatmaya başlardı. anlamasam da dinlemekten çok zevk alırdım ve uzattıkça uzatırdım. zamanla anlamaya, fark etmeye ve yaptığı işin işleyişini çözmeye başladım. ham madde nereden alınır, bir kalıp nasıl işler, malzemelerin çeşitleri ve birim fiyatları nelerdir ve onlarca bir kızın ilgisini çekmeyecek şey. geçen sene yaptığı bir masaya benim ismimi verdi, kendi hitap şekliyle. verdiği en güzel hediye buydu. bir de çok dar alanda paslaştığımız ve kendimizi bir tenekeye sıkışmış hissettiğimiz bir günde (berbat bir yaz mevsimi geçirmiştik ve kendimizi bizim dışımızda olan şeyler yüzünden kavga etmekten bitkin hssediyorduk) sinema bekleme salonunda gözümün içine bakarak verdiği söz...

Hiç yorum yok: