31 Ekim 2007 Çarşamba

para vent


oturma gruplarını ayırmak için mükemmel bir tasarım.

en güzel bağımlılık

yapmayı en çok sevdiğim şey dergi okumak, en çok da yabancı dekorasyon dergilerini. ev bakmayı da seviyorum, saatlerce hiç yorulmadan ev gezebilirim, kim nerede ne yapmış görmek için. dekoratör olmayı çok isterdim. işimin insanlara güzel evler döşemek olmasını... bu iki şeyi seviyorsanız ve bu zevkinizin bir sonu yoksa, her ay çıkan dergileri bir günde okuduğunuz için diğer ayı beklemek doğum sancısı gibi geliyorsa, başınıza gelebilecek en mükemmel şey dekorasyon ve tasarım bloglarını, hem de en iyilerini keşfetmek, kötü olanları ayıklamak, aradan çıkartmak ve yeni bir tür bağımlılık geliştirmek. dergilerden yararlandıkları için, sevdiğiniz dergide o ay kimin evi var, hangi tasarımı kullanmışlar türkiye'ye göre çok önceden görebilme şansınız var, elinizde makas beğendiğiniz herşeyi kesmek isterken evi ümraniye çöplüğüne döndürme tehlikeniz yok, biriken dergilerin altında can verme riskiniz çok az, her gün yeni bir şey görebilmenin dayanılmaz hafifliği var, var da var!

hemen kendi listemi yapmazsam bu post bitmeyecek ve ben saatlerce anlatacağım. buyrun:

www.habituallychic.blogspot.com

www.lifeinaventicup.com

www.stylecourt.blogspot.com

www.designsponge.blogspot.com

www.citifed.blogspot.com

www.jadoredecor.blogspot.com

www.desiretoinspire.blogspot.com

www.dominomag.com

ve tüm yabancı dekorasyon dergilerinin web siteleri...

ps: yerli dekorasyon dergilerinden bahsetmememin sebebi, sadece copy paste usulü çalışmaları ve eğer yabancısını satın alıyorsanız, yerli dergiyi satın aldığınız her ay kazıklanma hissiyle yaşamak zorunda kalmak...

30 Ekim 2007 Salı

başından geçeni anlat, masaldır benim için

İçinden geleni söyle, kalırsa yazık olur

Hayata küsüverirsin, hüzünler seni bulur

Bişeyler yapabilirsem güzel gözlerin için

Başından geçeni anlat, masaldır benim için

Hele bi gel, uzaklar sana gelir

Sen hele bi gel, bütün dertler bitiverir

Hep seni bulur, uzun zor sıkıcı günler

Yazık olur, hadi gel kurtar bizi

hele bi gel/pinhani

kasımda alaşağı olan hayatımızı bugune kadar inanılmaz güzel idare ettim. ama son bir aydır, elimden gelenin değil en iyisi, hiç bir şey yapmayacak kadar hem kendime, hem hayallerime karşı isteksizim. ucundan tuttuğum her hayal sanki yıkılmaya mahkum ve onu tek ayakta tutan ben, bütün dünyaya meydan okuyormuşum gibi hissediyorum. beni en savunmasız kılan, tüm olup bitenin başrol oyuncusu sevgilimin başına gelenlere seyirci olmak ve onun üzüntüsünü yaşayıp da elimden gelecek birşey olmaması ve bunun sadece 2mize ait olması. bazen birbirimize sarılıp her şeyi unutuyoruz, bazen arkadaşlarımıza, bazen ikimiz de aynı anda eşit derecede nalet, acısını diğerinden çıkartmaya hazır oluyoruz.

son şık tekrarlandığı zaman aklımda pinhani'nin bu şarkısı dönmeye başlıyor ve içimden bunu sevdiğime söylüyor, radyoda orada burada herhangi bir yerde çalmaya başladığı zaman sinirlerimin o günkü durumuna göre ağlayabiliyorum. son derece saçma bir ruh halim var yani! yine de pinhani ve şarkılarının hepsi çok güzel. bir gün gelip hepsi bittiğinde, bana tüm bu zamanları ve bazen gizlice, bazen beni bir çinliye benzeticek kadar ayan beyan akıttığım gözyaşlarımı hatırlatacak. ve ben ne bugunumu, ne yaşadıklarımı unutacağım.

kurbağa

aşkımızın ilk aylarında sevgilime bir banyo tıpası almıştım. tıpanın ucunda büyük bir kurbağa diğer ucunda sallanan diğer kurbağaya çapkınca gülümsüyordu. o zaman henüz kendi katına taşınmamıştı. taşındığı zaman kurbağalı tıpa alt katta, annesinin evinde kaldı. cumartesi sabahı bir gün önce rahatsızlanıp nakavt olup yattığım için hala kendimi keyifsiz ve halsiz hissedip uyanmak istemedim. uyandığımda sevgilim bana yumurtalı domatesli istediğim herşeyin içinde olduğu bir kahvaltı hazırlamıştı. benim aklıma nereden bilmiyorum kurbağalı tıpa geldi, bunu ona söyledim. sonra aradan saatler geçti, ayrıldık, yeniden bir araya geldik, ve evde dünyanın en saçma ama en şiddetli kavgasını yaptık. ben kendimi sakinleşmek için banyoya kapattım ve o sırada duşta bana gülümseyen kurbağayı gördüm. ne kadar tatlıydı... kavga orada son buldu!

ya ben?


bardaklarıma kavuştum, sonra tekrar ayrıldım ve en sonunda hiç ayrılmamak üzere yeniden kavuştum. bir bardak takımı bu kadar sancılı olmamalıydı ama olsun! onları ilk gördüğüm yerden yeniden bir takım yaptım ve özene bezene bavula yerleştirdim. yanında onlara yol arkadaşlığı edecek çatal bıçaklar, balon şarap bardakları, cezveler, şamdanlar, saklama kapları ve bunun gibi ıvır kıvır onlarca şey ile birlikte uçağa binerken aklıma onları dönüşte göremiyeceğim hiç gelmedi ama uçaktan sadece benim çeyiz bavulum inmedi ve ben ilk defa herhangi bir "şey" için, yeniden alabileceğim ve aslında hiç bir değeri olmayan, günlerce acı çektim. dönüşü muhteşem oldu. sabırsızlıkla hepsini kullanmayı bekliyorum.


çeyiz, dekorasyon fikirleri, ah şöle mi yapsam böle mi derken en önemli kısmı ihmal ettiğimi fark ettim: kendimi! bir zamanlar kalpler çalan minik ama göze hoş gelen figürümden sanki eser yok, kendime baksam da yavaş yavaş köfte kıvamını almaktan memnun değilim. fit olmak istiyorum, ince değil. en yakın arkadaşım zayıfladığımı söylese de, diğeri hala beni güzel bulduğunu dile getirse de bu boy bu kiloyu daha fazla kaldırmaz! o yüzden harekete geçmenin ve düğün veya nikah öncesi kendimi hazırlamanın ve bir ömür öyle kalmak için yemin etmenin tam vakti. bu akşam yogaya gidiyorum, yumuşak bir başlangıç yapmak için. yogayı küçümseyenler son derce yanılıyor, gerçek bir ashtanga yoga dersinde dökülen terleri ve çekilen cefayı görseniz yorum yapmadan önce 2 kere düşünürdünüz. bugün bütün yediklerime dikkat ettim, genelde ediyorum, yeni bir pilates hocası buldum, onu denemek istiyorum, yine bugün uzun bir yürüyüş yaptım. bla bla bla. bu sefer girdiğim bu dikenli yoldan dönmemeye ve artık kendini spora verip de kalçalarını toparlayanlara iç geçirmeyeceğime YEMİN EDİYORUM!


resimdeki sehpa gwyneth paltrow'un salonundan. çok beğendim. koko halının rengini

de.