14 Şubat 2008 Perşembe
komşumu tanıyorum!
akşamüstü gelen bir mail üzerine ilkokul, ortaokul ve lise arkadaşlarımdan bir tanesiyle komşu olacağımı, benim hemen üst dairemde oturduğunu öğrendim. hayat garip tesadüflerle dolu. badana vs işler için müstakbel evimize gidip gelirken çok kereler üst kata çıkma ve kapıyı çalma isteği geldi içimden, anlamsızca. belki apartmanda sadece 3 dolu ev olduğu ve ben komşumu tanımak istediğim için ama hep merdivenlerin ilkinde caydım ve geri döndüm, yeteri kadar sosyal olmadığıma kanaat getirip. üst katımda üçüz sahibi bir ilkokul arkadaşımın yaşaması tatlı bir fikir.) bir yandan da felaket komşu hikayeleri geliyor aklıma, hemen senaryolar yazılmaya başlıyor, yok efendim aslında çok kötü kalpli bir komşuymuş ve hiç geçinemezmişiz, inanılmaz gürültü yaparlarmış bla bla bla:))) sanmıyorum.
13 Şubat 2008 Çarşamba
happy valentines!
happy valentines!
sevgililer gününden haz almıyorum. bunu daha önceki bloglarımda binlerce kere yazdım. plastik kalpler, sentetik iç çamaşırları, yapmacık yemekler, diğer günler torbaya girmiş gibi, çirkin oyuncaklar... ama hediye almaya varım!
geçen seneden sonra ise 14 şubat'ın başka bir anlamı var benim için, onu başka türlü sevmemi sağlayan. geçen sene bugün, evlenme teklifim somut bir hal aldı ve sevgilim herkesin içinde vermekten utanacağı için arabada bana bir yüzük hediye etti. bir turun üzerinden iki tane minicik kalp geçen. biri benmişim, biri de o. o güne karşı aynı hisleri beslediğimiz için, sevgililer sokağa dökülmeden henüz, bir balıkçıda kutladık baş başa ve akşam fenerbahçe maçı için ayrıldık, ben evime, o maça...
yarın için ona hediyem, minyatür bir yarış arabası, el kadar. benzinciye her girdiğimizde oyuncak arabasını almak için üşenmeden sıraya giren sevgilim ve büyümesini hiç istemediğim içindeki çocuk için, daha güzeli. benim sevgilileri günü hediyem ise evimiz.
benim en büyük sevgilerim babam, kardeşim, annem, arkadaşlarım aynı zamanda. sevene, sevmeyene, happy valentine daze!
sevgililer gününden haz almıyorum. bunu daha önceki bloglarımda binlerce kere yazdım. plastik kalpler, sentetik iç çamaşırları, yapmacık yemekler, diğer günler torbaya girmiş gibi, çirkin oyuncaklar... ama hediye almaya varım!
geçen seneden sonra ise 14 şubat'ın başka bir anlamı var benim için, onu başka türlü sevmemi sağlayan. geçen sene bugün, evlenme teklifim somut bir hal aldı ve sevgilim herkesin içinde vermekten utanacağı için arabada bana bir yüzük hediye etti. bir turun üzerinden iki tane minicik kalp geçen. biri benmişim, biri de o. o güne karşı aynı hisleri beslediğimiz için, sevgililer sokağa dökülmeden henüz, bir balıkçıda kutladık baş başa ve akşam fenerbahçe maçı için ayrıldık, ben evime, o maça...
yarın için ona hediyem, minyatür bir yarış arabası, el kadar. benzinciye her girdiğimizde oyuncak arabasını almak için üşenmeden sıraya giren sevgilim ve büyümesini hiç istemediğim içindeki çocuk için, daha güzeli. benim sevgilileri günü hediyem ise evimiz.
benim en büyük sevgilerim babam, kardeşim, annem, arkadaşlarım aynı zamanda. sevene, sevmeyene, happy valentine daze!
11 Şubat 2008 Pazartesi
gelinliğim

bugün gelinlik denedim, ilk defa. ne kadar zevkliymiş, giymek, çıkartmak ve hayallere dalmak...
bunun benim gelinliğim olacağını, ilk gördüğüm an biliyordum ve üzerime gerçeğini giydiğimde, bir kere daha anladım. heyecanlanma özürlü ben, elim ayağıma dolandı, gözlerim doldu çocuk gibi ve kimse anlamasın diye kırpıştırdım durdum, kendime bakmaktan kendimi alamadan, aynadan.
kendime baktım, kolumda sevdiğimi hayal ettim, 3 seneyi düşündüm, nereden nereye diye geçirdim içimden, beni öyle görmesini istedim, gururlanmasını, benimle, bizimle...
şarkım
TutukluSöz-Müzik:Sezen Aksu
Ne Senden ÖncesiNe Senden SonrasiNe Senden ÖncesiNe Senden Sonrasi
Ayrilik Aman Ölümden Yaman
Geçmiyor Zaman Geçmiyor
Ne Anam, Babam
Ne Hoş Hatiram
Yetmiyor Canim Yetmiyor
Ben Sende Tutuklu Kaldim
Kendi Hayatimdan Çaldim
Yedi Cihan Dolandim
Bana Misin Demiyor
Ben Sende Tutuklu Kaldim
Kendi Hayatimdan Çaldim
Yedi Cihan Dolandim
Bana Misin Demiyor
Sakladim Gözlerimi
Sustum Hep Sözlerimi
bugün arabada eve dönerken bu şarkı çalmaya başladı. ne zaman dinlesem aklıma sevdiğim insanı getiren ve onunla içine girdiğim uzun yolculuğu. nerelerden nerelere nasıl geldiğimizi ve geride bıraktığımız tadı damağımda kalan o güzel günleri. bu şarkının onu bana getirdiğini hiç söylemedim ona. hepsini bilse de, içimden geçeni. bazen insan içinden hissedip, dışından söylemek istemiyor, onda saklı kalsın istiyor. ama karar verdim, ilk fırsatta fırtınalı kavgalarımızın sonunda bu şarkının o demek olduğunu ona anlatmaya. hiç romantik olmayan bir erkeğe, ama ne gam...
Ne Senden ÖncesiNe Senden SonrasiNe Senden ÖncesiNe Senden Sonrasi
Ayrilik Aman Ölümden Yaman
Geçmiyor Zaman Geçmiyor
Ne Anam, Babam
Ne Hoş Hatiram
Yetmiyor Canim Yetmiyor
Ben Sende Tutuklu Kaldim
Kendi Hayatimdan Çaldim
Yedi Cihan Dolandim
Bana Misin Demiyor
Ben Sende Tutuklu Kaldim
Kendi Hayatimdan Çaldim
Yedi Cihan Dolandim
Bana Misin Demiyor
Sakladim Gözlerimi
Sustum Hep Sözlerimi
bugün arabada eve dönerken bu şarkı çalmaya başladı. ne zaman dinlesem aklıma sevdiğim insanı getiren ve onunla içine girdiğim uzun yolculuğu. nerelerden nerelere nasıl geldiğimizi ve geride bıraktığımız tadı damağımda kalan o güzel günleri. bu şarkının onu bana getirdiğini hiç söylemedim ona. hepsini bilse de, içimden geçeni. bazen insan içinden hissedip, dışından söylemek istemiyor, onda saklı kalsın istiyor. ama karar verdim, ilk fırsatta fırtınalı kavgalarımızın sonunda bu şarkının o demek olduğunu ona anlatmaya. hiç romantik olmayan bir erkeğe, ama ne gam...
10 Şubat 2008 Pazar

geçtiğimiz cumartesi bütün günümüzü mobilya bakmak için ayırdık. ilk defa ikimiz, sevgilim ve ben birlikte bakacağımız için ben çok heyecanlıydım. haftalardır gezdiğim, gördüğüm ve gözüme kestirdiklerimi gösterecektim ve de onun tarzını belki biraz anlayacaktım. ilk durağımız pelit oldu, bir kutu pizza ve vişne suyunu katık edip yola koyulduk. önceden beğendiğim ve fis kos köşesi için istediğim koltukların olduğu mağazaya girdik. hiç itiraz etmeden hemfikir oldu benimle ve ilk koltuklarımızı aldık. ikinci durağımız cumartesi günü kapalıymış. yine de yılmadım ve aynı markayı satan başka bir mağazaya götürdüm. gosterdiklerimin *hepsi erkeksiydi* sadece bir tanesini beğendi ve bir diğerini beni kırmamak için beğendiğini hissettim. oradan çıktıktan sonra önünden yüz kere de geçsem uğramayacağım bir dükkanı gösterdi ve görmek istedi. ağdalı ingiliz mobilyaları, tanesi 2500 avroya satılan ağır, ihtişamlı ve de gereksiz aplikler, püsküllerle dolu bir dükkanın içinde 10 dakika gezdikten sonra bana chester bir koltuk işaret etti ve "işte hayalimdeki koltuk" dedi. o anda dünya ayağımın altından kaydı, zaman durdu, gözlerim kamaştı, tansiyonum indi ve çıktı. benim sevgilim, ağdalı her şeyden nefret eden, hep modern şeylerden ne kadar hoşlandığından bahseden ve beni delirten, chester modeli kapitone, karpuz kollu bir koltuğun mu hayalini kuruyordu yani? o anda, bir daha onunla ilgili hiç bir kesin fikre sahip olmamaya ve benim sevdiğim erkeği hiç tanımadığıma karar verdim. chester ve o? işin kötüsü, bir zamanlar, evimle ilgili ilk hayal kurmaya başladığımda, benim de en sevdiğim modeldi, istediğim evimde görmeyi. ama ben ona sormadan, bu fikrimden nefret edeceğini düşünerek kendimi çoktan soğutmuşken, şimdi, chester? erkekler...
ilk beraber deneyimimiz az hasarlı ama manevi olarak yorucu geçti. akşamüstü kendimizi bir kafeye attık, hiç konuşmadan bir kadeh şarap içip, yeniden denemeye karar verdik. bir şişeden sonra her konuda hem fikirdik. evet, chester, neden olmasındı...)
8 Şubat 2008 Cuma
bırrrr
dün boyacılar evimize girdi. 1 hafta sonra bitecek. yani, başladı herşey. devamlı gitmek, neler yapıyorlar görmek istiyorum, altı üstü boya olsa da. yarın sevgilimle beraber ilk mobilyamızı alıcaz. pazartesi gelinlik bakma faslı başlıyor. acaba yakışacak mı? şimdi heyecanlanmaya başladım.
5 Şubat 2008 Salı
gercekler acidir!
benimle ayni yaslari paylasan ve yakin zamanda evlenen 3 tanidigim bosandi veya bosaniyor. bir tanesi henuz bosanmadan kendine bir baska ve bu sefer cok zengin bir koca buldugu icin gerek gormedi ve fakat diger ikisi ciddi rakamlar talep ederek muradlarina erdiler veya ermek uzereler. onlarla konustugumda gerekcelerini hakli buluyorum. bulmak icin caba sarf ediyorum. belki gercekten bazi seylerin bedeli olmali. bir insani acitamadiginiz noktada, para tuz olabilir yaraya ama kendi kendime kaldigimda ve dusundugumde, sadece bir sene boyunca varligimi onunla paylastim diye bana karsiliginda para odemek zorunda kalmasi cok garip ve de cok ucuz geliyor.
kendimi hayal edemiyorum ama yapmak istedigim en son sey, hele ki boylesi bas agrisi durumlarda bir baskasini yargilamak. diyecegim o ki, eger gercek bir evlilik hazirligi blogundaysaniz, gercek evlilik kesitlerine de hazir olun, hayat her zaman toz pembe degil!
kendimi hayal edemiyorum ama yapmak istedigim en son sey, hele ki boylesi bas agrisi durumlarda bir baskasini yargilamak. diyecegim o ki, eger gercek bir evlilik hazirligi blogundaysaniz, gercek evlilik kesitlerine de hazir olun, hayat her zaman toz pembe degil!
evlilik röportajı...

postlarıma baktım ve buranın evlilik hazırlıklarından cok arada sırada alışveriş bloguna benzediğini düşündüm. evlilik hazırlıkları sadece çeyiz alışverişinden ibaret değil elbette!.. ilişkimin en güzel zamanları, birbirimize ingilizce'de "head over heels" diye tabir edilen şekilde aşık olduğumuz ve ne arkadaşlarımız, ne diğerleri, kimsenin ne dediğine aldırmadan birbirimizi yaşadığımız zamanlardı. (en yakın arkadaşım korkunç bir hata yaptığım konusunda beni uyarmıştı!) o zamanlar birbirimize çektiğimiz mesajları hala saklıyorum, özellikle büyük kavgaların sonrasında onları okumak en hastalıklı zevkim...
aşkım hiç bir zaman bitmedi, ama zamanla yorulduğu devreler, doğanın kanunu, oldu. bu devrelerin bazılarında gitmeyi düşündüm, bazılarında gitmesini istedim, bazılarında ikisinin de kaçmaktan başka bir şey olmayacağına karar verdim ve hepsinde kaldım. şimdi bambaşka ve bence en zor devresindeyiz, aşkımızın ve arkadaşlığımızın. haziran ayında ona, gelin ve damadı trapez üzerinde birbirlerine ilerlerken gösteren bir kart almıştım. o kartı hiç vermedim, demek ki belki de kendime almışım. işte şimdi, incecik bir trapez, ve biz birbirimize doğru ilerliyoruz. heyecanımı yaşayamıyorum çünkü korkuyorum, nasıl bir serüvene atıldığımı bilmiyorum, geride bırakacaklarımı özlemekten, bir gün "ah be" demekten, veya dedirtmekten, becerememekten, çuvallamaktan, babamı hayal kırıklığına uğratmaktan, kendimin hayallerinin yetmemesinden, kocam için bir gün sıradanlaşmaktan, ona artık zevk, keyif, neşe vermemekten ve daha binlerce şeyden. belki de sadece veda etmekten.
babam bana evliliğin çok fazla zeka gerektiren bir satranç oyunu olduğunu ve hamlelerime şimdiden başlamam gerektiğini söyleyip duruyor. belki de haklıdır, her şey insanın kendi elindedir, bir evliliği güzelleştirmek, diğerine rağmen veya çamurlara bulamak...
bu röportajı aylar önce sabah gazetesi'nde okumuştum ve çok hoşuma gitmişti. daha önce sıkılıdığım bir dönemde ziyaret ettiğim ve bana çok yardım eden özkan pektaş'ı google larken yeniden denk geldim. bence evlilik hazırlıkları yapanların atlamaması gereken bir röportaj!
http://www.kigem.com/content.asp?bodyID=3418
aşkım hiç bir zaman bitmedi, ama zamanla yorulduğu devreler, doğanın kanunu, oldu. bu devrelerin bazılarında gitmeyi düşündüm, bazılarında gitmesini istedim, bazılarında ikisinin de kaçmaktan başka bir şey olmayacağına karar verdim ve hepsinde kaldım. şimdi bambaşka ve bence en zor devresindeyiz, aşkımızın ve arkadaşlığımızın. haziran ayında ona, gelin ve damadı trapez üzerinde birbirlerine ilerlerken gösteren bir kart almıştım. o kartı hiç vermedim, demek ki belki de kendime almışım. işte şimdi, incecik bir trapez, ve biz birbirimize doğru ilerliyoruz. heyecanımı yaşayamıyorum çünkü korkuyorum, nasıl bir serüvene atıldığımı bilmiyorum, geride bırakacaklarımı özlemekten, bir gün "ah be" demekten, veya dedirtmekten, becerememekten, çuvallamaktan, babamı hayal kırıklığına uğratmaktan, kendimin hayallerinin yetmemesinden, kocam için bir gün sıradanlaşmaktan, ona artık zevk, keyif, neşe vermemekten ve daha binlerce şeyden. belki de sadece veda etmekten.
babam bana evliliğin çok fazla zeka gerektiren bir satranç oyunu olduğunu ve hamlelerime şimdiden başlamam gerektiğini söyleyip duruyor. belki de haklıdır, her şey insanın kendi elindedir, bir evliliği güzelleştirmek, diğerine rağmen veya çamurlara bulamak...
bu röportajı aylar önce sabah gazetesi'nde okumuştum ve çok hoşuma gitmişti. daha önce sıkılıdığım bir dönemde ziyaret ettiğim ve bana çok yardım eden özkan pektaş'ı google larken yeniden denk geldim. bence evlilik hazırlıkları yapanların atlamaması gereken bir röportaj!
http://www.kigem.com/content.asp?bodyID=3418
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)