2 Mart 2008 Pazar

...

nerede kalmıştık unuttum. araya binlerce şey girdi. artık her şey bir hayal olmaktan çıkıp, gerçek hallerine bürünmeye başlıyor. hayalimdeki konsolun gerçeği acaba nasıl duracak, koltukların kumaşı konusunda doğru mu yaptım, duvar kağıdını kocam da beğenecek mi, derken devamı gelen sorular yumağı, üzerine basık ve yarı gamlı bir psikoloji de eklenince gerçekten korkutucu olabiliyor. iki haftada yapılacak majör işlerin hemen hepsini tek başıma yapmak zorunda kaldım. fikrine güvendiğim arkadaşlarımın ya işleri vardı, ya denk gelmedi ya da ilgilerini çekmedi ve ben soru işaretleri arasında boğuşurken kendimce evle ilgili bir çok şeyi hallettim. güzel olmaları için dua ediyorum.

aslında binlerce şey için dua ediyorum. gerçek anlamda hem de. çoğu gece duamın ortasında uyuyakalıyorum, nerede başlayıp nerede bittiğimi unutuyorum, genellikle yardım istiyorum, içimi dökmek istiyorum ve mobilyalardan çok bir başıma bu kadar uğraşıp ince ince yaptığım evimde mutlu ve her şeyden uzak neşeli, huzurlu olabilmek için yardım istiyorum. daha bir bu kadar şey daha var. efendim elektrikler ne durumda, mutfak iyice temizlendi mi, yatak odasına nasıl bir duvar kağıdı koymalıyım gibi şeyler, beni yormaktan çok inanılmaz kafamı meşgul ediyor ve endişelenmem gereken bir sürü şeyden alı koyuyor. dekorasyon strese çok iyi geliyor:) çocukken stresime en iyi gelen şey resim yapmak ve alakasız renklerle yaptığım resimleri boyamaktı. dün gece elimdeki ev planını pastel boyalarımla üç boyutlu bir hale getirdim, tamamlamam saatlerimi aldı ama bittiğinde ben inanılmaz gevşemiştim. değişmemişim.

bir sabah uyanmak ve kendimizi yeni yatak odamızda olmak, balkondan dışarı bakarken herşeyi geride bırakabilmiş olmak, yeniden korkmadan kahkaha atabilmek şimdilik en büyük hayalim. o zaman geriye, ne kadar güçlü olduğuma, bütün bu toz dumandan tek başıma ve bütüm kibirimle çıkabildiğime, sevdiğim insana verebildiğim cesarete bakıp gülümseyeceğim. en azından bunu çok iyi biliyorum. bana hayatımdaki pek çok şeyin değerini öğrettiği için toz duman diye tarif ettiğim bu sıkışıklıklara teşekkür etmem lazım. etrafımda bir sürü insan kocası ile gülümseyebilmenin değil, saflığı bozulmuş başka hayallerin peşinde koşarken, ben de diyorum, onlardan biri olabilirdim, yanılabilirdim ve öğrenmemiş olabilirdim, nafile telaşların anlamsızlığını, zevk almayabilirdim kurduğum hayalden bir gün, bunca emek vermeseydim, tanımayabilirdim insanları, ne şartlar altında yanımda durduklarını veya durmadıklarını, duracağını sandıklarımın umursamayabileceklerini ve böyle bir zorunlulukları olmadığını, kendimi ama en çok da yaşlanmayı seçtiğim insanı. şimdi biliyorum her sorumun cevabını, yolun sonunda beni büyük bir ödülün beklediğini ve de bir kere daha ona aşık olduğumu, sıkılmadığımız zamanlarda olduğumdan çok daha fazla, bambaşka bir erkek keşfettiğimi diğerinin içinde yaşayan.

gerçek hayata dönersem, şu an aklımda şekillenmemiş tek yer yatak odası. nereye baksam güzel bir yatak başı veya yatak başına gidebilecek komodin göremiyorum. her gördüğüm ya çok ağdalı, ya genç kız odası gibi fazla renkli, ya çok uçuk fiyatlı ya da korkunç... karşıma çıkması umudu ile gezip duruyorum o komodinlerin:) ha bir de mutfak masası! bir arkadaşım yok ki bana italyan yatak örnekleri resimleri göndersin...

Hiç yorum yok: