tek başıma yaşamaya başladığımdan beri bir türlü beceremediğim yegane şey: pilav. ne yapsam olmadı, ya çok lapa, ya çok kuru ve en sonunda bir süre önce pes ettim. geçen hafta neden pes ettiğimi bulmaya ve bu fobimin üzerine gitmeye karar verdim. altı üstü pilav diyerek işe koyuldum. çeyizimden bir adet döküm pilav tenceresini ortaya koydum ve elimdeki tarifi olduğu gibi uyguladım. voila! meğer keramet benim hünerli ellerimde değil tenceredeymiş. o geceden beri her akşam bir çeşit pilav yapma telaşındayım. kuş üzümlü, bademli, yok efendim havuçlu acaba nasıl olur... yeni yıldan beri her hafta en az bir değişik yemek, iki ise bilindik ama menü halinde sunabileceğim yemekleri deniyorum. bu kadar boş zamanım olunca yaptığım yemekleri günlere ayırmaktan-karb günü, sebze günü, et akşamı, take out..- ve sonra tarif defterine eklemek de garip ve takıntılı bir zevk olmaya başladı. bu sırada aptal bir şarkı da çalarsa ne ala, çalmazsa bir yandan kendim söylüyorum, bir yandan pirinçlerin ahenkle dans edişlerini seyrediyorum. amaç; evlendiğim zaman şakkkkk diye ortaya atacağım bir kozum, dizi dizi yemeklerim olsun ve sudan çıkmış balığa dönmeyeyim.
elim değmişken sizlere özel soğan çorbası tarifimi vereyim. efenim, soğanları mini mini dograyın, cooook hafif ateste, tereyagi ilen agir agir, yakmadan, eriyene kadar pisirin, cok az etsuyu ekleyin. boyle bi 30-40 dk sonra, onu derince bi kaba koyup, bi kalin dilim ekmek, bi corba (ama cok az sulu yani), uzeri booooooool parmezan, verin firina... kocanız size hiç olmadığı kadar bağlanacak:)))
söz yemekten açılmışken... bugün uzun bir aradan sonra makro'nun koridorlarında kısa bir yürüyüş yaptım ve evli ve çalışan ve vakti olmayan veya benim gibi kocasına evlendiklerinden itibaren 3 ay içinde kilo verdirmek gibi yüce bir emeli olan bayanlar, baylar ve ortada kalanlar için harika şeyler buldum. örneğin, çorba ve her türlü yemekte et ve tavuk suyuna bayılan ama saatlerce tavuk suyu hazırlamak ve depolamak için yeterli motivasyonu olmayanlar ve bulyon kelimesinden bile nefret edenler için, yüzde yüz doğal, hiç bir katkı maddesi bulunmayan ve her türlü sertifikaya sahip(inanın bana hepsini biliyorum sahip olmaları gereken sertifikaların, ben kül yutmam, organik benden sorulur:)) cam kavanozda tavuk ve et suyu. sıvı halde olması mükemmel. bu akşam pilavda denedim, çok güzel bir lezzeti var. ikinci olarak, hayatında ilk nutella kaşığını ağzına stresli ve tatlı desteğine ihtiyaç duyduğu anda bundan sadece 2 haftacık önce atan ve o saniyeden sonra hayatı hiç aynı olmayan ama aman acaba içindeki yağ hidrojene mi, ya fındık sahteyse gibi saçma sorular yüzünden nutella keyfini sindiremeyen bendeniz gibi zavallılar için: (hazır mısınız arkadaşlar?) organik nutellaaaaa!!! ismini yazmadım, organik nutella olarak kayıtlara geçtim çünkü evde hali hazırda bir koca kavanozum var ve fiyatına alışmam için süre lazım. üççç: yine yüzde yüz doğal, sıfır katkı maddeli hazır çorba ama bildiğimiz gibi değil, cam bir kavanozun içinde, dilediğiniz kadarını alıp suya atıyorsunuz ve kaynatıyorsunuz, 15 dakikada hazır. o da test edildi onaylandı, tüm testlerden geçti ve bu gece denedim, tadı muhteşemdi. ben toyga çorbasını aldım, nohutlu naneli yoğurtlu. markaları için mutfağa gitmem gerekiyor, ben ise üşeniyorum o yüzden siz üşenmeyin ve makro'ya gidin. çorbası ile övünen kaynananıza güzel bir hodri meydan, nutella diye ağlayan bebenize güzel bir emzik aperatifi, tavuk suyu için tüm gün mutfakta tavuğun bacakları ve uzuvları ile uğraşma derdine bir son!
mutlu bir evliliğin/kocanın/kaynananın kalbine giden yol güzel yemeklerden geçer. en azından benimkinin. onu ağıma düşürmek için sushi ve enginar yetmişti. ayrı gecelerde tabii...
ps: gerçek çorbanın tadını hiç bir şeye değişmem.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder