27 Nisan 2008 Pazar

13. cuma


13. cuma'da evleniyorum. elimde "kanli" canli bir tarih var artik. pilimin bitmesine ise cok az. ev, ceyiz, tasinma, kendi evimi bosaltma derken simdi dugun. yorgunluktan gelinligimi bile gidip uzerime deneyemedim. ama tarihimizin belli olmasi bana ihtiyacim olan heyecani geri verdi. onumde o kadar az zaman var ki her seyi planlamak icin. bugune kadar bir saka, bir oyun gibi yasadigim nisanliligim bitiyor ve ben birisinin hayatina ortak oluyorum. soyadim degisecek, nasil alisacagim, senelerdir a'li, ı'li bir soyadi istemistim, simdi oluyor ama ben kendiminkinin yasini tutmaya basladim. bir evde, bambaska bir insanla, yepyeni bir donem. haftasonlari bir gece beraber uyumaya benzemeyen. huylarimiz degisecek mi, acaba bir gun beni garantiye aldigi hissine kapilacak mi, her sabah birlikte uyanmak ne kadar zevkli olsa gerek, ailemi cok ozleyecegim, onlarsiz nasil olacak, ust katimda olduklarini bilmeden, sanki ele karismisim gibi... cuma gununden beri bunlari dusunuyorum. bir sekilde olacak ve ben en guzel sekilde adapte olacagim. hayatim adapte olmakla gecti ne de olsa. evde baska insanlar, bir adet cici anne, bir kac adet degisen cici babalar, degisen hayat standartlari, degisen dostluklar, hepsinde adapte olmasini bildim. baska turlusu aptallik olurdu. akintiya karsi kurek cekmek... simdi de yapabilirim, diye tekrarliyorum kendime her sabah. diger yanimda ise inanilmaz bir heyecan. kendimi hazirlanirken hayal ediyorum, sevgilim yan odada, yanimizda arkadaslarimiz, melis italya'dan gelmis, senem'in kucagimda bir bebek ve yegenim. teselli etmem gereken babam ve agabeyim, o gun komada olacaklarina emin oldugum. cok tatli duygular.
ve de tarihimizin 13. cuma'ya denk gelmesi... kafamda bir dugun hayal ediyorum, herseyin ters gittigi, dugunde birisinin gizemli bir sekilde olduruldugu, yemeklerden hamam boceklerinin ciktigi, kocam duvagimi kaldirdiginda kuru kafayla karsilasmasi, babamin ayaklarinin ters dondugunu gormem, melis'in gozlerinin dugun boyunca yavas yavas kirmizilastigi ve pasta yerine sevgilisi william'in servis edildigi... (pardon melis...) :)))

18 Nisan 2008 Cuma

17 Nisan 2008 Perşembe

bugun

evim yavas yavas sekillenmeye basliyor. ve ben ona isinmaya devam ediyorum. yuvayi disi kus yapari simdi anliyorum. dun gece sevgilim elinde bir kagit, yapilmasi gerekenler listesi, pesimde dolanip duruyordu. genelde ben listeyle peste gezerim, bu sefer o, hosuma gitmiyor degil. saglik kontrolu, ikamethagi almak vs vs, agirdan almak istiyorum, tadini cikartmak. benim yapmam gerekenleri birisinden rica edebilirim, ver bana dedim, nasil olsa o da usenir diyerek icimden. demez olaydim, yok efendim benimle sirada beklemek, gulmek, birlikte kontrolden gecmek istiyormus. "anne genc kizlik soyadi, ne gereksiz ayrinti" diye icimden mirildanip duruyorum, sarkidaki gibi. sevgilimin aksine, isin en az bu kismini sevdim, kagitlar, siralar, vs vs. yildirim nikahi, sabaha karsi aklina esip evlenmek, bir tek filmlerde mi oluyor yani? ne kotu...

bugun bir arkadasimla konustum. cok uzun zaman var ki, yuz yuze denk gelemedim. farkli bir dinden. kiz arkadasi ise musluman. evlenmeye karar vermisler, 3 bucuk senenin ardindan. her sey cok guzelken, kizin ailesi izin vermemis. bu yuzden 6 aydir evlilik lafi havada asili duruyormus. bunca sure ailesinin istemedigini bilirmis kiz, ama sesini cikartmamis. 31 yasinda! bunu dinlerken icimden bir kibir dalgasi yukseldi. once dilimi isirdim, kendimi tutmak icin caba sarf ettim ama yapamadim ve dedim ki "seninle her yolu goze almayan, gerektiginde canini bile karsisina almaktan korkan ve hayat tembeli bir insanla evlenme bence, seni allah kurtarmis..." kendimi hatirladim, hayatimizda firtinalar koparken benim durusumu. dimdik, sevgilim bana sordugunda, en darlandigimiz anlarda, benimle hala evlenmek istedigine emin misin diye, evet deyisimi ve yoluma devam edisimi. gecen hafta konusurken karsilikli, bir daha sorsalar, bunlari bunlari yasayacaksin deseler, yine ben sana evet derdim dedim; hic bir sey degismezdi. biliyorum, dedi. biliyormus. hissediyormus. babam: "seninle gurur duyuyorum" diyor bana kocaman gulumseyerek. elinin tersi ile herkesi ve her seyi iteleyemeyen zavallilardan ne kari olur bence ne de koca.

neyse...

bugun ilk defa elektrik supurgemi kullandim. uzay cismine benzeyen aileti manuele bakmadan cat cat monte ediverdim ve kendimle ah ne gururlandim. eve yardima gelen hanimi birakip geride kendimi en tozlu odaya attim ve dugmeye bastim. basmamla beraber odadaki tum perde kesikleri, tozlar, dumanlar havaya ucusmaya, duvarlara dogru havalanmaya basladilar. tersine supuruyor olabilir mi acaba, bir kont gerilla taktigi mi diye fikirler urettim ve salak olduguma karar verdim. boruyu yer supurme degil, hava temizleme deligine takmisim, oradan temiz hava ufledigi icin benim butun tozlarimi yeni boyanmis duvara puskurttu jet hiziyla. minimum hasarla kurtuldum ama cok guldum.

bugun ile ilgili anlatabilecegim baska bir sey var mi diye dusunuyorum. galiba yok.

yarin yeniden kumas secme, umarim son defa, ve olcusu yanlis gelen perdeleri degistirme gunu. himm, bu arada zara home'u bir kabe haline getirdim, calisanlara butun yuzumu karartip: "aceba yeni urunler hangi gun ve saatte gelooor" diye en tatli halimle sirnastim ve sali-cuma sabahlari oldugunu ogrendim. saliyi bos gectik lakin yarindan umitliyim.

13 Nisan 2008 Pazar

hani bir zamanlar

bundan yedi ay once bir yegenim oldu. onu ilk gordugumde, bir camin arkasinda hic durmadan ciglik atiyordu. simdi hala zaman zaman ciglik atiyor. ama artik agzini actiginda, 3 tane tavsan disi gorunuyor ve ben inanilmaz egleniyorum. zaman gercekten cok hizli geciyor. bugun onu, tavsanim diye sevdim. dun lolipop, ondan once cekirdek... bana bakip testere dislerini gosterene kadar guldugunde veya kalbim kirilmasin diye yarim gulusunu verdiginde, hissettiklerimin tarifi yok. tarif etmeye gonlum de yok. yasadiklarimiz, goz goze geldigimize, bize ozel olsun, kelimelere veya anlatmaya, aciklamaya gerek olmasin istiyorum. hep oyle inandim. kim ne kadar cok reklam ederse hissini, ondan o kadar azalir gibi. hissin kendisi degil ama belki buyusu... kisa bir ozet gecmem gerekirse duyguma dair ona baktikca, o, sadece benim kardesimin degil, benim basima gelmis en guzel sey ve kendi basina bir buyu. kucagima aldigimda veya karsilikli gulumsestigimizde dunyanin dondugunu unuttugum, daha once degerli buldugum her seyin, her iliskinin yeniden sekillendigi. bir bebege bakmak, hele kendi kanindan, insana kim oldugunu, ne oldugunu, nereden geldigini ve "bir zamanlar"ini hatirlatiyor. bir zamanlar hepimiz neseyle cigliklar atiyorduk. her kesfetigimiz sey bizi buyuluyordu. herkes bizim icin guzel ve ozel ve dikkat etmeye degerdi. incelemeye. sasirmaya. heyecanlanmaya. ve yeniden baslamaya. kim emeklerken dusup de pes eder ki. veya kim aglamasinin tam ortasinda, artik, birden kahkaha atmaya karar verir. ama dogamiz boyleydi, bir zamanlar. dunya donerdi, bize ragmen. bir gunu digerine katik etme geregi duymazdik. hafizamiz hic kuvvetli degildi, ofkenlendiklerimizi bir cirpida unuturduk. siirde -ve sarkida-ki gibi: "hani ay herkese gülümserken, mevsimler kimseyi dinlemezken, hani çocuklar gibi zaman nedir bilmezken, hani herkes arkadaş, hani oyunlar sürerken..." bu, beni en cok etkileyen sarkilardan bir tanesi. oyle bir zaman var cunku. bir zamanlar deyip gectigim, gectigimiz. iste, simdi, uzun lafin kisasi, ben yegenime, tavsanima baktigimda, hatirliyorum, o duygunun, o hissin aslinda hala gecerli oldugunu, hayatin asla karamsar olmadigini, dogasi geregi olamayacagini, sikilmanin tam ortasinda kahkaha atmaya karar vermenin cok da mantikli oldugunu, ayin hala hepimize gulumsedigini. nasil unutabiliriz ki... dedim ya, ona bakmak insana kim oldugunu hatirlatiyor. kim olmak istedigini de, nasil biri olmak istedigini ve yola cikis sebebini. hangi durusun kendisine daha cok yakisacagini.

bilmem, anlatabildim mi, icimden geceni? ben olmak istedigimi olmak istiyorum, olmak icin yola ciktigimi ve camurlara bulanmadan, yorulmadan, kaybetmeden, azalmadan, aza tamah etmeden, kendi tavsan dislerimi gostere gostere. ve de hep hatirlamak, bugun ona bakarken hatirladiklarimi...

3 Nisan 2008 Perşembe

my first sofa:)

koltuklarimiza kavustuk. korkularimin hepsi gecti cunku tam hayal ettigim gibi olmuslar. kirlentleri, kumasi, kabaralari, durusu vs. ama galiba salonumuza biraz buyuk geldiler. yerlestirmesini nasil yapsak diye dusunuyoruz. iki gece once, koltuklarin teslim tarihi yaklastigi icin herhalde, ruyamda recep usta'yi gordum. evime geliyor, iki tane fosforlu yesil parlak tayt kumasindan berjer koltukla. agzima gelen her seyi o anda savuruyorum, aglama krizlerine ve buhranlara giriyorum, nasil olur, bu koltuk nedir, ne modeli ne kumasi benim istedigim gibi derken recep usta bana "sakin ol dila hanim, gel bir raki icelim rahatla, sonra bakariz ne yapacagimiza" diyor, gayet babacan ve ben ok diyorum! karsilikli iki tek attiktan sonra koltuklarin yeniden yapilmasina karar veriyoruz:)

uyandigimda kendime cok guldum. deger miymis bu kadar kafami yormaya su iki gunluk dunyada? sevgilim de bayildi, benim icin en onemlisi o zaten. 1 adet konsolun dirdiri henuz bitmisken! dun en alt kata tasinan komsuyu da tanidigimi ogrendim. bu kesifler benim icin tatli tesadufler olmaktan cikti. ayagimi suruyerek girdim herhalde apartmana, dort bir yanina her sabah ve her gordugumde gunaydin,aa nasilsin, ahh ahh vahh vahh demem gereken insan yigilmaya basladi. oysa ben aklima eserse sicakkanli, diger esmedigi zamanlarda dunyanin en nemrut ve yabani insaniyim. her sabah ayni kibarlikla gunaydin demek istemiyorum kimseye. kendimi o kadar iyi biliyorum ki, gun gelicek ben sadece o merhaba faslini avoid etmek icin ust komusunun asansorle asagi inmesini bekleyecegim, emin olduktan ve saga sola baktiktan sonra evden cikabilecegim. mesela bugun komsunun annesini gordum. arabadan asansore, biz, birbirini henuz tanimis iki bayan, neden bu kadar sohbet ediyoruz, ne gerek var, benim kafam dumanli, istemiyorum teyze seninle konusmak, git basimdan gibi turlu manasiz sey gecirdim kafamdan. ben buyum. cok cirkin ama buyum. komsularimin artmasi bana nese degil, endise veriyor:)

keske melis'de burada olsa ve koltuklarim hakkinda yorum yapsa, kumaslarini isirsa, yagli ellerini onlara silse... (gun gectikce blogda edindigim salon kadini cizgimden kayiyorum.)

annem bugun benimle evdeydi. koltuklar temiz salona gelsin diye salonu supurmeye ve silmeye karar verdik. oradan benim gozum camlarin pisligine takildi. cama cikip hayatimda ilk defa cam sildim. silerken garip bir paranoyaya kapildim, sanki turk filmlerindeki gibi asagida ahali dizilmis benim popomu seyrediyor gibi. mujde ar kompleksi. beni gorseler anca camda minik bir ninja sanmislardir oysa. arada camdan iceri anneme baktim, aman ne yoruluyor diye ama her seferinde sigara tutturuken ve bana direksiyon verirken yakaladim. ust solu sil, altta cizik var. koltukcular geldiginde kahvesini yudumlayarak adamlari seyretti. adamcagizlar pancar gibi olmus, neredeyse beyin kanamasi gecirecekler, annem sefada. gulmekten kizamadim. sonra basladi ic mimarliga, koltugu sole koy, bole koy, ahh dedi, buldum. bir an inandim. bir koltugu, digerinin arkasina getirdi, birinde oturunca digerini gormek mumkun degil ve bunun mukemmel bir tasarim olduguna inandi. nasil yani dedikce de bana kopurdu, sanki ben dumkofum ve onun yigmaizm calismasini anlamiyormusum gibi. o sirada yepyeni koltuklara iseme tehlikesini zor atlattim. canim annem. ne kadar saftorik ve iyi kalpli... her anne gibi.

bu arada en yakin arkadasim haftaya anne oluyor neredeyse. eli kulaginda. ne kadar buyuk bir heyecan herkeste. ben kendi yegenime bu kadar asiksam, onun kizina duyacagi duygulari hayal edemiyorum. mukemmel bir his olmali. o da mukemmel bir anne olucak...

1 Nisan 2008 Salı

loihi

CAPRICORN (Dec. 22-Jan. 19): A new Hawaiian island is in the process ofcreating itself. Called Loihi, it's an active volcano that still lies beneath thesea. As it vents lava in the millennia to come, it will eventually accumulate
enough mass to rise above water level and make itself available for treesto grow on and animals to nest in and humans to dance on. In the comingdays, Capricorn, I invite you to regard this as an important symbol. Thinkabout what part of your life has a metaphorical resemblance to thethreshold that Loihi will be approaching about 10,000 years from now:emerging out of the depths and breaking above the surface.