koltuklarimiza kavustuk. korkularimin hepsi gecti cunku tam hayal ettigim gibi olmuslar. kirlentleri, kumasi, kabaralari, durusu vs. ama galiba salonumuza biraz buyuk geldiler. yerlestirmesini nasil yapsak diye dusunuyoruz. iki gece once, koltuklarin teslim tarihi yaklastigi icin herhalde, ruyamda recep usta'yi gordum. evime geliyor, iki tane fosforlu yesil parlak tayt kumasindan berjer koltukla. agzima gelen her seyi o anda savuruyorum, aglama krizlerine ve buhranlara giriyorum, nasil olur, bu koltuk nedir, ne modeli ne kumasi benim istedigim gibi derken recep usta bana "sakin ol dila hanim, gel bir raki icelim rahatla, sonra bakariz ne yapacagimiza" diyor, gayet babacan ve ben ok diyorum! karsilikli iki tek attiktan sonra koltuklarin yeniden yapilmasina karar veriyoruz:)
uyandigimda kendime cok guldum. deger miymis bu kadar kafami yormaya su iki gunluk dunyada? sevgilim de bayildi, benim icin en onemlisi o zaten. 1 adet konsolun dirdiri henuz bitmisken! dun en alt kata tasinan komsuyu da tanidigimi ogrendim. bu kesifler benim icin tatli tesadufler olmaktan cikti. ayagimi suruyerek girdim herhalde apartmana, dort bir yanina her sabah ve her gordugumde gunaydin,aa nasilsin, ahh ahh vahh vahh demem gereken insan yigilmaya basladi. oysa ben aklima eserse sicakkanli, diger esmedigi zamanlarda dunyanin en nemrut ve yabani insaniyim. her sabah ayni kibarlikla gunaydin demek istemiyorum kimseye. kendimi o kadar iyi biliyorum ki, gun gelicek ben sadece o merhaba faslini avoid etmek icin ust komusunun asansorle asagi inmesini bekleyecegim, emin olduktan ve saga sola baktiktan sonra evden cikabilecegim. mesela bugun komsunun annesini gordum. arabadan asansore, biz, birbirini henuz tanimis iki bayan, neden bu kadar sohbet ediyoruz, ne gerek var, benim kafam dumanli, istemiyorum teyze seninle konusmak, git basimdan gibi turlu manasiz sey gecirdim kafamdan. ben buyum. cok cirkin ama buyum. komsularimin artmasi bana nese degil, endise veriyor:)
keske melis'de burada olsa ve koltuklarim hakkinda yorum yapsa, kumaslarini isirsa, yagli ellerini onlara silse... (gun gectikce blogda edindigim salon kadini cizgimden kayiyorum.)
annem bugun benimle evdeydi. koltuklar temiz salona gelsin diye salonu supurmeye ve silmeye karar verdik. oradan benim gozum camlarin pisligine takildi. cama cikip hayatimda ilk defa cam sildim. silerken garip bir paranoyaya kapildim, sanki turk filmlerindeki gibi asagida ahali dizilmis benim popomu seyrediyor gibi. mujde ar kompleksi. beni gorseler anca camda minik bir ninja sanmislardir oysa. arada camdan iceri anneme baktim, aman ne yoruluyor diye ama her seferinde sigara tutturuken ve bana direksiyon verirken yakaladim. ust solu sil, altta cizik var. koltukcular geldiginde kahvesini yudumlayarak adamlari seyretti. adamcagizlar pancar gibi olmus, neredeyse beyin kanamasi gecirecekler, annem sefada. gulmekten kizamadim. sonra basladi ic mimarliga, koltugu sole koy, bole koy, ahh dedi, buldum. bir an inandim. bir koltugu, digerinin arkasina getirdi, birinde oturunca digerini gormek mumkun degil ve bunun mukemmel bir tasarim olduguna inandi. nasil yani dedikce de bana kopurdu, sanki ben dumkofum ve onun yigmaizm calismasini anlamiyormusum gibi. o sirada yepyeni koltuklara iseme tehlikesini zor atlattim. canim annem. ne kadar saftorik ve iyi kalpli... her anne gibi.
bu arada en yakin arkadasim haftaya anne oluyor neredeyse. eli kulaginda. ne kadar buyuk bir heyecan herkeste. ben kendi yegenime bu kadar asiksam, onun kizina duyacagi duygulari hayal edemiyorum. mukemmel bir his olmali. o da mukemmel bir anne olucak...
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder