29 Ocak 2008 Salı

donna hay


hanimlar! baylar! yemek yapmayi seven ama nereden baslayacagini bilmeyenler! donna hay'den haberiniz var mi? benim iki sene once oldu. tariflerini uygulamak, ozellikle bes dakikada yapilabilecek tatli tariflerini cok kolay. kitaplarinda mutfak tekniklerine dair bir suru seyi ogretiyor. resimleri insanda tuketme istegi uyandiriyor, ac degilken bile yemek yemek veya yapmak...

ikea evimizin her seyi...


burcuma dair en belirgin ozelliklerden bir tanesi liste yapmak ve onlem almak.

yarin ikea'dan almam gerekenler listesini yaparken ikea'nin ingiltere listesine girdim ve yaklasik 2 saatimi orada gecirdim. burada sadece urunler degil, cesitli ip uclari, masa duzenleme fikirleri, mutfakta nelere ihtiyac duyulur rehberi, saklama cozumleri gibi onlarca sey var. mutfagini yenilemek isteyen varsa, ikea'da bence cok guzel secenekler var, inanilmaz uygun fiyatlara. en sevdigim yani, her zaman aldiklarimdan vazgecebilirim, baslarina bir sey geldiginde gunlerce dovunmeme gerek yok ve ufak bir ikea seyahatiyle bir anda her zaman kullandigim takimlara inanilmaz degisiklik katabilirim. biraz once, mesela, aylar once cok begenerek aldigim kahve fincani ve ona dahil olan genis tabagini eger istersem meyva tabagi ve fincani da muesli icin yogurtluk olarak kullanan bir resim gordum. acaba neden benim aklima gelmedi diye hayiflanmadim. bu hayatta hayiflanacak cok sey var!

http://www.ikea.com/ms/en_GB/complete_kitchen_guide/kitchen_guide/index.html

buradan siz de cok guzel fikirler edinebilirsiniz.

yuvayi disi kusun yapmasi fikri ceyiz yaparken anlam kazaniyor. mutfak, yatak odasi, bir ciftin belki de en fazla vakit gecirdigi yerler ve ikisi de kiz tarafina ait! ne kadar zevkli...

finally

uzun zamandır yazmak icin bilgisayar basına oturuyorum, araya baska şeyler giriyor ve ben yazmadan kalkıyorum. son postumda bahsettigim ve cok begendigim evi sevgilim benden sonra tam 3 kere gezdi ve icine sinmedigine karar verdi. son kararş bana birakti ama ben onun hic gonlu olmadigini anlayacak kadar uzun suredir onunla beraberim ve yapmayi en son istedigim sey icine sinmeyen bir evde yasamaya onu zorlamak. o yuzden baska evler bakilmaya koyuldum ve en sonunda onun da cok sevecegi, daha genis ve ferah bir ev bulabildim. en onem verdigim seyler, kiranin YTL uzerinden olmasi, masraf gerektirmemesi, banyo ve mutfagin temiz olmasi vb. hepsi bu evde var. bundan 3 sene once evliligin e si benim aklimda yokken ama simdi yasadigim telaslari benim en yakin arkadasim yasarken kocasi, o ve ben bu eve yine beraber bakmistik! o zaman farkinda olmadan kocamla ilk oturacagim evi gezdigimi bilsem acaba neler hissederdim? evi bulmama apartmanin kapicisi yardimci oldu, bu sayede her sey cok cabuk halledildi. nasil hepsi bu kadar tikirinda gidebilir, kira nasi bu kadar uygun derken icimize kocaman bir kurt dustu ve biz o kurdun pesinden tapu dairesine kadar gittik. bir avukatin torunu, kizi, kardesi olmak insani zamanla paranoyak yapiyor! ama kardesim bunun zaten her sozlesmede yapilmasi gereken bir double check oldugunu bana anlatti, ozellikle de ihtilafli dairelerde... neyse. artik yeni bir evim var. sozlesmemiz yapildi. simdi yeni bir telas, stres, bana verilen isin altindan kalkabilecek miyim endisesi, butceyi zorlamamak icin yapilan ufak tefek hileler, pazarliklar, duvar kagidi tartismalari ama en cok kurulan hayallere bir adim daha yaklasmis olmak. persembe gunu anahtarlarimiz degisiyor, evim oldugunda kullanmak icin aldigim anahtarligim beni bekliyor. oyle bir evim olsun kiiii. yarin ikea'ya gidiyorum, evin en sevdigim bolmesi olan kilere kavanozlar, merdiven, aklima gelmeyen ama gelmesi artik farz olan killar tuyler icin. listeler son kez gozden geciriliyor, bazi seyler komik bulunup eleniyor, bazilari yenileniyor. bunlarin hepsi tatli heyecanlar.

bugun tattigim bir baska tur deneyim ise bana evliligin sadece tatli degil, bazen biraz eksi heyecanlarda da beraber el ele olabilmenin onemini yasatti. yasadigim 5 gunluk mini cehennemde sevdigim erkek, degil bir an elimi bir an elimi birakmak, umdugumdan, bekledigimden cok daha fazlasini bana verdi. bir gun her sey bitse, elimizde kalacak olan ve bir evliligi yasanmaya deger kilan seyler, bunlar... tesekkur ederim.

8 Ocak 2008 Salı

fingers crossed

hayal ettiğim gibi, güzel bir enerjisi ve güzel banyoları olan bir ev buldum.) bu evde ne oyma var ne kakma, ne garip desenli banyolar, ne garip kokular. bir sürü hayal var! yarin hayallerim sönebilir veya yeniden canlanabilir, her sey benden sonra evi gorecek ve karari verecek olan "beyume" bağlı. fingers crossed... olmazsa yenilerini kurarım, ben bu işte artık ustayım. ama içimden bir ses, 2008 benim yılım olduğuna göre, her şeyin istediğim gibi olacağını söylüyor. o duvara şu resmi koyarım, tabaklar şuraya, buraya bir dolap, burada resimlerimiz, yatak odamız şöyle olsun, yatak başımız böyle, ya bebeğimiz olursa nasıl yaparız bla bla bla... hayal kurmak bedava!

6 Ocak 2008 Pazar

bana ev lazım!

cumartesi günü geçen haftanın bütün ağırlığını üzerimden atıp, annemi koluma takıp ev bakmaya çıktım, pazara çıkar gibi. sevgilimin işe uğraması gerekiyordu ve bu açıkçası benim çok işime yaradı çünkü bana hepsini gezip ona sadece beğendiklerimi söyleme imkanını verdi. ben de bana bu kadar güvenmesine güvenerek evden çıktım ama günün sonunda yeni ve zevkimize gçre bir ev bulabilmek ne mümkün... gittiklerimin hepsinde inanılmaz arabesk figürler vardı ve kiracı olacağımız için, el atamayacağımız türden figürler. apartmanın kokusuna ve tüm arabeskliğine rağmen bir tanesini çok beğendim ama içimde beni kemiren bir şey vardı. sanki elimdeki en iyisi o olduğu için kendimi beğenmeye şartlamışım gibi. yine de yılmadım ve bakmaya devam ettim. beni götürdükleri evlerin bazıları gerçekten çok eski, yerleri banyo fayansından yapılma, manzaralı diyerek gittiklerimiz diğer evlerin çatıları manzaralı vs vs.. idi. günün sonunda hava karardı ve bende ne istek ne de mecal kaldı. çektiğim bi ka resmi sevgilime gösterdim, en sonunda en beğendiğime ertesi gün bakmaya karar verdik. yolda, benim zevkimin normalin üzerinde olmasından dolayı hiç bir şey beğenmemekle beni suçladı. ben çok üzüldüm ama sesimi çıkartmadım. eve gittiğimizde koku hala duruyordu! ilk fark ettiği o oldu zaten. sonra evde benim kabul edilebilir dediğim garip vitraylara, değişik kristal tutacaklara, banyonun siyah beyaz fayanslarına ve holün ufaklığına bakınca, fikrini değiştirdi ve benim son derece optimist olduğuma karar verdi! tam o esnada evin belalı bir mafya babasına ait olduğunu öğrendik ve kıkırdayarak son şıkkımızı da eledik. salı günü yeniden, sabah erkenden yeni evler ama nedense hiç umudum yok!

evlenmek ne kadar zor bir işmiş, şimdi anlıyorum. sen aksan, seçenekler akmıyor, onlar aksa, iki işi arasında uzlaşamıyor, hep bir telaş, mobilya yetişecek mi, acaba hangisi daha güzel, ne eksiğim var, onlar zamanında ve gönlüme göre denk gelicek mi...

tek bildiğim bir an önce sevdiğim insanla aynı eve geçebilmeyi ve her sabah onun yanında uyanmak istediğim.

4 Ocak 2008 Cuma

3 Ocak 2008 Perşembe

dont cry

31 Aralık akşamı, 11:30’da dedem gitti. Başından beri haz almadığım 2007, beraberinde onu da götürdü. En son bayramın birinci günü görmüştüm. Gideceğini biliyordum. Gözlerinden okunuyordu. Bakışı eksik, tatsız, gülüşü keyifsiz, hafızası ona oyunlar yaparken, bu şekilde burada çok fazla kalmayacağını…

90 yıl, dile kolay, yaşaması zor ve uzun bir süre. Ben ona baktığımda hiçbir zaman 90 yaşında bir tonton dede görmedim. Benim dedem Marmara Adası’nda benimle denize giren, beraber Çınaraltı’nda çekirdek çitlettiğim, her konuşmamızda Polimikya’da bıraktığı limon ağacını ve oradan nasıl düştüğünü anlatan, devamlı soru soran ve cevap bekleyen, her yaz aynı balkonda Emre ile beni yan yana koyup, arkamıza değişik bir fon koyma ihtiyacı bile hissetmeden resimlerimizi çeken, masalları kafasından attığını bilmeme rağmen anlamamış gibi dinlediğim, üzülmesin diye, tatil yapmayı her şeyden çok seven& her yaz tatilinde Salamis Bay otelden bana kartpostal atan ve her tatilde bana henüz Türkiye’de bulunmayan, kepek problemim olmamasına rağmen hediye olarak Head&Shoulders şampuan ve saç tokası getiren, yazdığım her yazıyı okuyan, notlar düşüp bana geri gönderen, bir dergi kendi, bir dergi de benden haberdar olması için büyük halam için alan, ona benden bahseden, hırslı, meraklı, çalışkan; henüz çocukken Kıbrıs’tan cebinde bir tek annesinin altın bileziklerinden gelen parayla bir gemiye binip burada yaşama atılan Nesimi idi. Kendine has kuralları, kendine has zaferleri, kendine has bir yaşamı olan, bana tüm olumsuz yanlarına rağmen, birisini olduğu gibi sevebileceğimi gösteren, lakırdıya bayılan, hayatının bir yerinde heyecanlanmak konusunda pes etmiş ve köşesine çekilmiş bir dedeydi… Babamdan ayrı dinlediğim, kardeşinden ayrı, kiminin bayıldığı kiminin uzak durduğu. Bunu görmediğim için yakın zamanda onun aslında çok yaşlandığını fark etmek, ansızın, beni çok incitti anlamadan.

Benim dedemdi. Ben onu çok sevdim, gerçek bir değer verdim, hayalimde bana her zaman neşeli, kahkaha dolu çocukluk günlerimi hatırlattığı için içimden hep teşekkür ettim ve ben, her ne kadar bana bile saçma gelse de bu yaşta bir dede için ağlamak, çok üzgünüm, hayatımın bir perdesi kapandığı ve ben onun nerede olduğunu, kimlere dokunduğunu, kimlerle gülüştüğünü bilemediğim için, resimlerde kalan tatlı anılarımız için…

Dün gece bunları düşünerek eve geldim ve geçen sene bana emanet ettiği çocukluk albümlerimize daldım. Bir gün nikah resimlerimi koymak için aldığım albümlerin bir tanesini kendime, bir tanesini kardeşime yaptım. Bir kuş oldum, dedemi buldum, beraber vapurla Marmara Adası Çınar Otel’e gittik, denize girdik, deniz sonrası ayaklarımızı su dolu oluğun içinde temizledik, akşamüstü için hazırlandık, biraz kitap okuduk yatakta, şekerleme yaptık, didiştik, terliklerimin içine çorap giymem konusunda, onun dediği oldu ve el ele büyük Çınar ağacının altına gittik futbol maçını seyretmeye, bana çekirdek aldı, ben sıkıldım ama sesimi çıkartmadım, oradan hayatımız hiç bitmeyecekmiş gibi devam etti, gün akşama, akşam geceye karıştı, masalların sonunu dinleyemeden uyudum ve reçine kokulu sabahlara uyandım, deniz, kum, Emre, babaannem, dedem ve ben… Hiç bitmeyecek, hep hatırlayacak gibi. Şimdi ise dedem yok ve babaannem benim kim olduğumu hatırlamıyor. Kalbim kırık…