onumuzde bir elin bes parmagi kadar gun var. derin bir nefes almam icin sadece 5 gun. balayima 7 gun. evrenin bir suprizi oldugunu bildigim muhtesem hediyemizin tadini cikartmaya baslamak icin, hayatin normale donmesi ve sakinlesmesi icin. deliler gibi dans etmek, 32 dis gulumsemek, melis'e kavusmak ve kikir kikir gulmek icin, babamin yeniden gulumseyebilmesi icin, gelinligimi giymek icin.
hayatimda yeni bir donem basliyor ve ben mahcup olmamak icin; hem kendime, hem sevdigime, aileme, ailesine, dua ediyorum.
beklentilerim cok dusuk. hayat bu. her an her sey olabilir. biliyorum, evet dedigim insana asigim ve onunla yaslanmak istiyorum ama dedim ya, hayat bu. ne olursa olsun, farkinda olmak, dalmamak istiyorum, garantiye almamak.
8 Haziran 2008 Pazar
1 Haziran 2008 Pazar
ah ne günler
11 gun. saymaktan nefret ediyorum ama kendime engel olamiyorum. sakinlestirici moduma gectim. sakinlestirici moduma ne zaman gecsem, disaridan inanilmaz sakin, sanki ilac verilmis gibi dururum ve hatta insanlarin dikkatini cekerim ama icimde firtinalar kopar. ne yapiyorum ben duygusuyla uyandim bu sabah. bir yandan, sevdigime hic olmadigim kadar yakin hissediyorum kendimi, her sabah sukrediyorum, her sey icin, mutlulugum, nesem, sevdigim icin. diger yandan ne olur allah'im yanimda ol, benim yuzumu kara cikartma dualari. babama baktikca icim parcalaniyor, uzerinde bin yilin agirligi, sanki nefes almakta zorlaniyor gibi. bunun onun icin ne kadar zor oldugunu biliyorum. beri yanda, hayallerimin gercek olmasi, muhtesem bir duygu, onun tadini cikartmak da cok zevkli. her gunun tadini cikartmak istiyorum, hep hatirlamak. ve elimde bitmeyen o liste.
bugun evlilik listemizi ilk defa gordum. orada ismimizi yan yana gormek cok tatliydi. simdi ise bir yandan yaziyor, diger yandan sarkilari seciyorum. kimler olsun benim dugunumde, nilufer, erol, sezen, serdar, beyonce, kylie, yeliz, frank, say say bitmiyor. bir de boklu melis... her bir sarki, benim icin bir hikaye. bazisinda ask acisi cekmisim, kavga ettigimizde dinlemisim, birinde sevismisiz belki, ya da kikirdamisiz. birinde senem ve melisle bir anim var, digerinde mertle sarhos olmusuz, ya da belki altin kizlarin ilk danslari...
Ah ne günler günler daha
Yaşanacak hem de doya doya
Gözlerin dolmasın sakın yanılıp da ağlama
Aylar yıllar asırlar var daha...
bugun evlilik listemizi ilk defa gordum. orada ismimizi yan yana gormek cok tatliydi. simdi ise bir yandan yaziyor, diger yandan sarkilari seciyorum. kimler olsun benim dugunumde, nilufer, erol, sezen, serdar, beyonce, kylie, yeliz, frank, say say bitmiyor. bir de boklu melis... her bir sarki, benim icin bir hikaye. bazisinda ask acisi cekmisim, kavga ettigimizde dinlemisim, birinde sevismisiz belki, ya da kikirdamisiz. birinde senem ve melisle bir anim var, digerinde mertle sarhos olmusuz, ya da belki altin kizlarin ilk danslari...
Ah ne günler günler daha
Yaşanacak hem de doya doya
Gözlerin dolmasın sakın yanılıp da ağlama
Aylar yıllar asırlar var daha...
26 Mayıs 2008 Pazartesi
tam 17 gun kaldi. utanmasa 14 gun, yani iki hafta olacak:) dun gece yuzumde 6 adet sivilce cikti. acaba neden?
son iki haftadir yavaslayan tempom bugun eski havasina kavustu ve yeniden kosturmacaya basladim. bu haftasonu bir arkadasimi ziyaret icin bitlis'de olacagim, ben dondugumde ise evim artik tamamen bitmis olacak. bu aksamustu tek basima evimize geldim, muzik actim, evde eksik olan seyi bulmaya calistim. voila! yesillik, cicek ve resim. gitmeden once en azindan bir agacimiz olabilmesini umuyorum. ya da onu alacak vaktim olmasini. evlenmeme iki hafta var ve yatak odamda sadece bugun gelmis bir dev yatak var. bu durumda oda zaten sadece yataktan ibaret. nedenini sevgilime sormak lazim. bir arkadasimizin evinde gorup, kucuk cocuk gibi 2 metre yatak icin yalvardi. 1.80 degil, 2'ye 2. cusse farkimizin ortalamasini hesaplayinca bile o yatak cok kocaman. en kotusu aldigim bazi nevresimleri degistirmek veya gozden cikartmak zorunda kalmam. dun birlikte zara home'a gittik ve devasa nevresimler sectik. daha dogrusu secti. efendim lacivert beyazdan hoslanmazmis, sari beyaz olabilirmis, illa desen istiyorsam leopara iznim varmis ama ona duz lacivertle gitmeyecekmisim, gecen hafta seyrettigimiz filmde cameron diaz'in yattigi carsaflar onun hayalindekilermis. gorevli cocuk inanmaz gozlerle dinledi bu sohbeti. ben ise coktan alistim. o yuzden artik her seyi ona soruyorum, hic ugrasmiyorum ve asla onun adina bunu cok begenir diye karar vermiyorum. cunku ne zaman o karari versem yemek yutmak zorunda kaldim. mutfak masasi, girise tozluk, giris konsolu, barcelonalarin durusu, bar arabasinin hangi duvarda daha sik duracagi... dekorator dodo ile evleniyorum, kisacasi. bundan cok sikayet etmek istemiyorum. carsaflarda beraber uyuyacagiz ve sirf onlar benim sorumlulugumda diye bencillik etmek ve onu goz ardi etmek istemiyorum. bir gun sikilacak fikir beyan etmekten nasil olsa. ve ne kadar ugrasirsam ugrasayim, bauhaus'dan araba yikama eldiveni, dikiz aynasi cilasi almak icin onca yol tepen, istedigi yag markasini bulana kadar butun istanbul'u dolasan, goz alti kremini asla ihmal etmeyen ve kiyafet delisi bir erkekle evlendigim gercegini degistiremem.
ev disinda, benim ailemde herkes bunalimda ve puslu bir ruh hali icinde. babamin agzini bicak acmiyor, ufuklara dalip gidiyor, espiri yapilmasina bile tahammulu yok. abim beni her gun telefonla ariyor; dun gece ruyasinda oldugumu ve amerikan filmlerindeki gibi bir cenazem oldugunu gormus. annem ve cici annem ayni sekilde. ben ise duygusuz ve otomatik pilota baglanmis. sevgilim cok rahat, neseli. "etli pidem" diyip kollarimi sika sika beni seviyor. o sirada kollarimin fusya kivamini gormeden. once evlilik muamelesi icin kan alan ve kolumu kangren eden hemsire, simdi o, dugunumde galiba tek bir eldiven yaptirmak zorunda kalicam.
bu yazimin son satirinda izninizle buradan melis denen tanidigima, arkadasim degil, tanidik "al kumasini .... ...." diyerek aranizdan ayrilmak istiyorum. cunku ben kendi kumasimi kendim aldim. rubelli diil tabii ki melisssss... persan. ha rubelli ha persan:)
son iki haftadir yavaslayan tempom bugun eski havasina kavustu ve yeniden kosturmacaya basladim. bu haftasonu bir arkadasimi ziyaret icin bitlis'de olacagim, ben dondugumde ise evim artik tamamen bitmis olacak. bu aksamustu tek basima evimize geldim, muzik actim, evde eksik olan seyi bulmaya calistim. voila! yesillik, cicek ve resim. gitmeden once en azindan bir agacimiz olabilmesini umuyorum. ya da onu alacak vaktim olmasini. evlenmeme iki hafta var ve yatak odamda sadece bugun gelmis bir dev yatak var. bu durumda oda zaten sadece yataktan ibaret. nedenini sevgilime sormak lazim. bir arkadasimizin evinde gorup, kucuk cocuk gibi 2 metre yatak icin yalvardi. 1.80 degil, 2'ye 2. cusse farkimizin ortalamasini hesaplayinca bile o yatak cok kocaman. en kotusu aldigim bazi nevresimleri degistirmek veya gozden cikartmak zorunda kalmam. dun birlikte zara home'a gittik ve devasa nevresimler sectik. daha dogrusu secti. efendim lacivert beyazdan hoslanmazmis, sari beyaz olabilirmis, illa desen istiyorsam leopara iznim varmis ama ona duz lacivertle gitmeyecekmisim, gecen hafta seyrettigimiz filmde cameron diaz'in yattigi carsaflar onun hayalindekilermis. gorevli cocuk inanmaz gozlerle dinledi bu sohbeti. ben ise coktan alistim. o yuzden artik her seyi ona soruyorum, hic ugrasmiyorum ve asla onun adina bunu cok begenir diye karar vermiyorum. cunku ne zaman o karari versem yemek yutmak zorunda kaldim. mutfak masasi, girise tozluk, giris konsolu, barcelonalarin durusu, bar arabasinin hangi duvarda daha sik duracagi... dekorator dodo ile evleniyorum, kisacasi. bundan cok sikayet etmek istemiyorum. carsaflarda beraber uyuyacagiz ve sirf onlar benim sorumlulugumda diye bencillik etmek ve onu goz ardi etmek istemiyorum. bir gun sikilacak fikir beyan etmekten nasil olsa. ve ne kadar ugrasirsam ugrasayim, bauhaus'dan araba yikama eldiveni, dikiz aynasi cilasi almak icin onca yol tepen, istedigi yag markasini bulana kadar butun istanbul'u dolasan, goz alti kremini asla ihmal etmeyen ve kiyafet delisi bir erkekle evlendigim gercegini degistiremem.
ev disinda, benim ailemde herkes bunalimda ve puslu bir ruh hali icinde. babamin agzini bicak acmiyor, ufuklara dalip gidiyor, espiri yapilmasina bile tahammulu yok. abim beni her gun telefonla ariyor; dun gece ruyasinda oldugumu ve amerikan filmlerindeki gibi bir cenazem oldugunu gormus. annem ve cici annem ayni sekilde. ben ise duygusuz ve otomatik pilota baglanmis. sevgilim cok rahat, neseli. "etli pidem" diyip kollarimi sika sika beni seviyor. o sirada kollarimin fusya kivamini gormeden. once evlilik muamelesi icin kan alan ve kolumu kangren eden hemsire, simdi o, dugunumde galiba tek bir eldiven yaptirmak zorunda kalicam.
bu yazimin son satirinda izninizle buradan melis denen tanidigima, arkadasim degil, tanidik "al kumasini .... ...." diyerek aranizdan ayrilmak istiyorum. cunku ben kendi kumasimi kendim aldim. rubelli diil tabii ki melisssss... persan. ha rubelli ha persan:)
20 Mayıs 2008 Salı
tira-mi-su
haftasonu mustakbel kocam seftalisinin uzerindeki tuyleri fircalamadan yikayip ona verdigim icin bana bir sabah sonra sitem etti. iki gun boyunca bunun uzuntusunu yasamis! ama ne gam... pazar gunu de gittigimiz bir kahvaltıda tiramisu ikram edildi, evin hanimi elleriyle yapmismis, efendim ben ona bir kere bile tatli yapmamisim. ilk once ciddiye almadigim bu arda arda gelen sitemleri sonradan dusundugumde, kalbine giden yolun midesinden gectigi bir erkege haddimden fazla haksizlik ettigimi anladim.
is basa dustu ve kendimi mutfakta dunyanin en dandik alet ve edavatları ile tiramisu yapmaya calisirken buldum. ilk denemem galiba cok kotu olmadi. sadece bir lokma alabildim -rejimdeyim- ve begendim. ama kesinlikle cok daha guzel olabilirdi. daha da gelistirebilmek icin ceyizimde bana bakip duran tencerelerime, en yakin arkadasimin aldigi blendera ve daha guzel tariflere ihtiyacim var. mascarpone'yi labne ile, espressoyu turk kahvesi ile degistiren ve kedi dili tabanini kakaolu pasta tabani ile eslestiren zihniyete ve pratiklige hayranim, o ayri. ama ben bir oglak burcuyum ve en guzel tiramisu challenge imdan bu dakikadan sonra kimse beni donduremez.
http://www.heavenlytiramisu.com/rcp-137.htm
isin gercegi, gercek tiramisu ancak 3 ay sonra ikram edebilecegim bir tat. cunku sevgilimin vermesi gereken 10 kg'su artik benim sorumlulugumda. gitsin tatlilar, gelsin ispanak kokleri, enginarlar, baklalar, yogurtlar ve saglikli yasam... ya da belki diyet tiramisu:
http://www.heavenlytiramisu.com/rcp-309.htm
is basa dustu ve kendimi mutfakta dunyanin en dandik alet ve edavatları ile tiramisu yapmaya calisirken buldum. ilk denemem galiba cok kotu olmadi. sadece bir lokma alabildim -rejimdeyim- ve begendim. ama kesinlikle cok daha guzel olabilirdi. daha da gelistirebilmek icin ceyizimde bana bakip duran tencerelerime, en yakin arkadasimin aldigi blendera ve daha guzel tariflere ihtiyacim var. mascarpone'yi labne ile, espressoyu turk kahvesi ile degistiren ve kedi dili tabanini kakaolu pasta tabani ile eslestiren zihniyete ve pratiklige hayranim, o ayri. ama ben bir oglak burcuyum ve en guzel tiramisu challenge imdan bu dakikadan sonra kimse beni donduremez.
http://www.heavenlytiramisu.com/rcp-137.htm
isin gercegi, gercek tiramisu ancak 3 ay sonra ikram edebilecegim bir tat. cunku sevgilimin vermesi gereken 10 kg'su artik benim sorumlulugumda. gitsin tatlilar, gelsin ispanak kokleri, enginarlar, baklalar, yogurtlar ve saglikli yasam... ya da belki diyet tiramisu:
http://www.heavenlytiramisu.com/rcp-309.htm
19 Mayıs 2008 Pazartesi
bezgin bekir
tick tack, tick tack. cok az kaldı.
artık heyecanlı ve de yay gibiyim. zaman çok çabuk geçiyor. ama artık değil durdurmak, bir an önce o günün, saatin, dakikanın gelmesini istiyorum. dun davetiyelerimiz geldi. almaya giderken keman yayi gibi gergin olan sinirlerim gevsedi ve ben gulmemin tam ortasinda aglamaya basladim. her turlu korkum o zarf ile birlikte elle tutulur bir sekil aldi. sevgilim ise benim tam tersim, inanilmaz rahat ve de sabirsiz. bana inanmayan gozlerle bakiyor, nasil bu kadar korktuguma. dugun sarkisi secerken de boyle oldu. giris muzigi nasil olsun diyen dj'in gozunun icine baka baka hem de. en sonunda dugunde aglak tek bir nota bile calmamasina karar verdik. dugunumde hic kimsenin huzunlenmesini istemiyorum. herkes icin zor bir seneydi ve ben istiyorum ki hepsinin geride kaldigi benim dugunum ile deklare edilmis olsun, nese olsun, kahkaha olsun.
gelinlik provamda yanlizdim. bana yardim eden gorevliden resmimi cekmesini rica ettim. resimlere bakinca urktum, uzerimde sanki baskasina ait bir gelinlik, o kadar aptal ve saskin bakmisim ki objektife, gozune isik tutulan tavsanlar gibi.) sikildikca bakiyorum, guluyorum kendime. ikincisinde poz vermeliyim ve o kadar korkak bakmamaliyim.
insanin davetiyede kendi ismini gormesi cok garip bir his. butun gece uyanip uyanip baktim, ay bu ben miyim diye. bu da gulunecek hisler listesinde.
nasil baslarsa oyle gidermis. simdiye kadar her sey iyi gitti. boyle de devam edecek. hic bir seyi hirs yapmadim, kimseye kulak asmadim, canimi bir saniye bile sikmadim, hep kendi yoluma baktim ve her zaman en guzel seyleri hayal ettim, o yuzden her isim rast gitti, gozden cikardigim seyleri bile allah bana nasip etti. daha ne isterim...
ev ile ilgili bir civi kelimesi duymak istemiyorum. bir puf yaptirmak icin haftalardir dort donuyorum, kendimi motive edemiyorum. dugun demosunda sevgilime yalvardim, ne olur her seye sen karar ver, bana supriz olsun diye. ceyimizi yerlestirmek gozumde kar topu gibi buyuyor. balayi icin karar vermek bana afganistan pakistan baris anlasmasinin sartlarina karar vermek kadar zor geliyor. (he zaten bu arada ne yazik ki puf yapmak icin gerekli enerjiyi bulabilsem de, gerekli kumasi bana saglayacak gerekli bir dostum yok, bu da kucuk bir ayrinti...!!!)
iste bole. blog yazmak bile bir usengeclik-aktivizm savasi icimde.
artık heyecanlı ve de yay gibiyim. zaman çok çabuk geçiyor. ama artık değil durdurmak, bir an önce o günün, saatin, dakikanın gelmesini istiyorum. dun davetiyelerimiz geldi. almaya giderken keman yayi gibi gergin olan sinirlerim gevsedi ve ben gulmemin tam ortasinda aglamaya basladim. her turlu korkum o zarf ile birlikte elle tutulur bir sekil aldi. sevgilim ise benim tam tersim, inanilmaz rahat ve de sabirsiz. bana inanmayan gozlerle bakiyor, nasil bu kadar korktuguma. dugun sarkisi secerken de boyle oldu. giris muzigi nasil olsun diyen dj'in gozunun icine baka baka hem de. en sonunda dugunde aglak tek bir nota bile calmamasina karar verdik. dugunumde hic kimsenin huzunlenmesini istemiyorum. herkes icin zor bir seneydi ve ben istiyorum ki hepsinin geride kaldigi benim dugunum ile deklare edilmis olsun, nese olsun, kahkaha olsun.
gelinlik provamda yanlizdim. bana yardim eden gorevliden resmimi cekmesini rica ettim. resimlere bakinca urktum, uzerimde sanki baskasina ait bir gelinlik, o kadar aptal ve saskin bakmisim ki objektife, gozune isik tutulan tavsanlar gibi.) sikildikca bakiyorum, guluyorum kendime. ikincisinde poz vermeliyim ve o kadar korkak bakmamaliyim.
insanin davetiyede kendi ismini gormesi cok garip bir his. butun gece uyanip uyanip baktim, ay bu ben miyim diye. bu da gulunecek hisler listesinde.
nasil baslarsa oyle gidermis. simdiye kadar her sey iyi gitti. boyle de devam edecek. hic bir seyi hirs yapmadim, kimseye kulak asmadim, canimi bir saniye bile sikmadim, hep kendi yoluma baktim ve her zaman en guzel seyleri hayal ettim, o yuzden her isim rast gitti, gozden cikardigim seyleri bile allah bana nasip etti. daha ne isterim...
ev ile ilgili bir civi kelimesi duymak istemiyorum. bir puf yaptirmak icin haftalardir dort donuyorum, kendimi motive edemiyorum. dugun demosunda sevgilime yalvardim, ne olur her seye sen karar ver, bana supriz olsun diye. ceyimizi yerlestirmek gozumde kar topu gibi buyuyor. balayi icin karar vermek bana afganistan pakistan baris anlasmasinin sartlarina karar vermek kadar zor geliyor. (he zaten bu arada ne yazik ki puf yapmak icin gerekli enerjiyi bulabilsem de, gerekli kumasi bana saglayacak gerekli bir dostum yok, bu da kucuk bir ayrinti...!!!)
iste bole. blog yazmak bile bir usengeclik-aktivizm savasi icimde.
1 Mayıs 2008 Perşembe
zimpara zimpara


evlenmek uzere oldugumu ilk defa dun sabah fark ettim. fark etmeseydim herhalde kendimi cimdiklemem, tokatlamam ya da soguk su ile uzerime tazyik vermeleri gerekicekti. buna da sukur:) son dakika manevrasi ile ortaya cikan dugun fikri butun planlarimi ve sakinligimi alt ust etti. cogu insana anlamasi guc geliyor ama ben hic bir zaman icin, sarkilar haric bir dugun hayal etmedim. beyaz olsun, oradan sunlar insin, buradan sunlar ciksin gibi seylerden de anlamadigimi dun organizasyon sirketinde fark ettim. bir gece once martha stewart vs. gibi sitelere girmeseydim, tam yanmistim. bugun ise, tamamen supriz ve tanri'nin bana hediyesi olarak degisik bir dekorumun olacagini ogrendim, kendim istesem yapamayacagim. ne zaman boyle guzel bir sey basima gelse, her gece bana yardim etmesi ve evlenene kadar yanimda durmasi icin dua ettigim dedemi dusunup gulumsuyorum. hayati boyunca her zaman en iyi dealleri yakalamakla ovundu. galiba bu ozelligini artik torunu icin kullanmaya karar verdi.)
madem basladi tam olmali diyerek kollari sivadim. dugun nasildir, gelini neler bekler ve bunun gibi binlerce seyin oldugu yeni siteler, bloglar kesfettim. instyle wedding'in sitesine girdigimde kendimi kaybettim. ne kadar tatli resimler, oneriler, gercek dugunlerden kesitler. ayni hissi gecen hafta senem bana instyle wedding'in kitabini hediye ettiginde yasadim. muthisti. mesela bugun ya uzerime bisey dokulurse dusuncesi ve elbette onu takib eden senaryolar usustu kafama. tadaaa. artik bir cozumum var. beyaz tebesir. yeni ayakkabinin kaymasini onlemek icin zimpara kagidi, dugmeleri daha kolay gecirebilmek icin tig... bunlari birilerinin senin yerine dusunuyor olmasi cok guzel bir sey...
isin psikolojik yani ise tam bir felaket. hic hazirliksiz yakalandigim ve kendime inanamadigim. ota boka aglamalar, aglamalar ve aglamalar.... zirlamalar, kendimle kalabildigim zamanlarda. bugun mesela salih saka'nin wedding cd'sini alip ee geldim ve ilk sarkidan sonuncuya kadar sumuklu sumuklu agladim. tek neiyetim bir sarki secmekti, elime yuzume bulasti... bu halimin o gun peak noktaya cikmasindan cok korkuyorum. onca insanin icinde bogure bogure kendimi koyvermekten. belki onca seyi asip da bugune gelebilmis olmanin getirdigi bir rahatlama, bosalma, sukretme duygusu, belki hayatim degisiyor panigi, gelecek korkulari... bilmiyorum ama aglamak guzeldir gibi klise bir cumle ile bu yazimi kapatiyorum.
27 Nisan 2008 Pazar
13. cuma

13. cuma'da evleniyorum. elimde "kanli" canli bir tarih var artik. pilimin bitmesine ise cok az. ev, ceyiz, tasinma, kendi evimi bosaltma derken simdi dugun. yorgunluktan gelinligimi bile gidip uzerime deneyemedim. ama tarihimizin belli olmasi bana ihtiyacim olan heyecani geri verdi. onumde o kadar az zaman var ki her seyi planlamak icin. bugune kadar bir saka, bir oyun gibi yasadigim nisanliligim bitiyor ve ben birisinin hayatina ortak oluyorum. soyadim degisecek, nasil alisacagim, senelerdir a'li, ı'li bir soyadi istemistim, simdi oluyor ama ben kendiminkinin yasini tutmaya basladim. bir evde, bambaska bir insanla, yepyeni bir donem. haftasonlari bir gece beraber uyumaya benzemeyen. huylarimiz degisecek mi, acaba bir gun beni garantiye aldigi hissine kapilacak mi, her sabah birlikte uyanmak ne kadar zevkli olsa gerek, ailemi cok ozleyecegim, onlarsiz nasil olacak, ust katimda olduklarini bilmeden, sanki ele karismisim gibi... cuma gununden beri bunlari dusunuyorum. bir sekilde olacak ve ben en guzel sekilde adapte olacagim. hayatim adapte olmakla gecti ne de olsa. evde baska insanlar, bir adet cici anne, bir kac adet degisen cici babalar, degisen hayat standartlari, degisen dostluklar, hepsinde adapte olmasini bildim. baska turlusu aptallik olurdu. akintiya karsi kurek cekmek... simdi de yapabilirim, diye tekrarliyorum kendime her sabah. diger yanimda ise inanilmaz bir heyecan. kendimi hazirlanirken hayal ediyorum, sevgilim yan odada, yanimizda arkadaslarimiz, melis italya'dan gelmis, senem'in kucagimda bir bebek ve yegenim. teselli etmem gereken babam ve agabeyim, o gun komada olacaklarina emin oldugum. cok tatli duygular.
ve de tarihimizin 13. cuma'ya denk gelmesi... kafamda bir dugun hayal ediyorum, herseyin ters gittigi, dugunde birisinin gizemli bir sekilde olduruldugu, yemeklerden hamam boceklerinin ciktigi, kocam duvagimi kaldirdiginda kuru kafayla karsilasmasi, babamin ayaklarinin ters dondugunu gormem, melis'in gozlerinin dugun boyunca yavas yavas kirmizilastigi ve pasta yerine sevgilisi william'in servis edildigi... (pardon melis...) :)))
18 Nisan 2008 Cuma
17 Nisan 2008 Perşembe
bugun
evim yavas yavas sekillenmeye basliyor. ve ben ona isinmaya devam ediyorum. yuvayi disi kus yapari simdi anliyorum. dun gece sevgilim elinde bir kagit, yapilmasi gerekenler listesi, pesimde dolanip duruyordu. genelde ben listeyle peste gezerim, bu sefer o, hosuma gitmiyor degil. saglik kontrolu, ikamethagi almak vs vs, agirdan almak istiyorum, tadini cikartmak. benim yapmam gerekenleri birisinden rica edebilirim, ver bana dedim, nasil olsa o da usenir diyerek icimden. demez olaydim, yok efendim benimle sirada beklemek, gulmek, birlikte kontrolden gecmek istiyormus. "anne genc kizlik soyadi, ne gereksiz ayrinti" diye icimden mirildanip duruyorum, sarkidaki gibi. sevgilimin aksine, isin en az bu kismini sevdim, kagitlar, siralar, vs vs. yildirim nikahi, sabaha karsi aklina esip evlenmek, bir tek filmlerde mi oluyor yani? ne kotu...
bugun bir arkadasimla konustum. cok uzun zaman var ki, yuz yuze denk gelemedim. farkli bir dinden. kiz arkadasi ise musluman. evlenmeye karar vermisler, 3 bucuk senenin ardindan. her sey cok guzelken, kizin ailesi izin vermemis. bu yuzden 6 aydir evlilik lafi havada asili duruyormus. bunca sure ailesinin istemedigini bilirmis kiz, ama sesini cikartmamis. 31 yasinda! bunu dinlerken icimden bir kibir dalgasi yukseldi. once dilimi isirdim, kendimi tutmak icin caba sarf ettim ama yapamadim ve dedim ki "seninle her yolu goze almayan, gerektiginde canini bile karsisina almaktan korkan ve hayat tembeli bir insanla evlenme bence, seni allah kurtarmis..." kendimi hatirladim, hayatimizda firtinalar koparken benim durusumu. dimdik, sevgilim bana sordugunda, en darlandigimiz anlarda, benimle hala evlenmek istedigine emin misin diye, evet deyisimi ve yoluma devam edisimi. gecen hafta konusurken karsilikli, bir daha sorsalar, bunlari bunlari yasayacaksin deseler, yine ben sana evet derdim dedim; hic bir sey degismezdi. biliyorum, dedi. biliyormus. hissediyormus. babam: "seninle gurur duyuyorum" diyor bana kocaman gulumseyerek. elinin tersi ile herkesi ve her seyi iteleyemeyen zavallilardan ne kari olur bence ne de koca.
neyse...
bugun ilk defa elektrik supurgemi kullandim. uzay cismine benzeyen aileti manuele bakmadan cat cat monte ediverdim ve kendimle ah ne gururlandim. eve yardima gelen hanimi birakip geride kendimi en tozlu odaya attim ve dugmeye bastim. basmamla beraber odadaki tum perde kesikleri, tozlar, dumanlar havaya ucusmaya, duvarlara dogru havalanmaya basladilar. tersine supuruyor olabilir mi acaba, bir kont gerilla taktigi mi diye fikirler urettim ve salak olduguma karar verdim. boruyu yer supurme degil, hava temizleme deligine takmisim, oradan temiz hava ufledigi icin benim butun tozlarimi yeni boyanmis duvara puskurttu jet hiziyla. minimum hasarla kurtuldum ama cok guldum.
bugun ile ilgili anlatabilecegim baska bir sey var mi diye dusunuyorum. galiba yok.
yarin yeniden kumas secme, umarim son defa, ve olcusu yanlis gelen perdeleri degistirme gunu. himm, bu arada zara home'u bir kabe haline getirdim, calisanlara butun yuzumu karartip: "aceba yeni urunler hangi gun ve saatte gelooor" diye en tatli halimle sirnastim ve sali-cuma sabahlari oldugunu ogrendim. saliyi bos gectik lakin yarindan umitliyim.
bugun bir arkadasimla konustum. cok uzun zaman var ki, yuz yuze denk gelemedim. farkli bir dinden. kiz arkadasi ise musluman. evlenmeye karar vermisler, 3 bucuk senenin ardindan. her sey cok guzelken, kizin ailesi izin vermemis. bu yuzden 6 aydir evlilik lafi havada asili duruyormus. bunca sure ailesinin istemedigini bilirmis kiz, ama sesini cikartmamis. 31 yasinda! bunu dinlerken icimden bir kibir dalgasi yukseldi. once dilimi isirdim, kendimi tutmak icin caba sarf ettim ama yapamadim ve dedim ki "seninle her yolu goze almayan, gerektiginde canini bile karsisina almaktan korkan ve hayat tembeli bir insanla evlenme bence, seni allah kurtarmis..." kendimi hatirladim, hayatimizda firtinalar koparken benim durusumu. dimdik, sevgilim bana sordugunda, en darlandigimiz anlarda, benimle hala evlenmek istedigine emin misin diye, evet deyisimi ve yoluma devam edisimi. gecen hafta konusurken karsilikli, bir daha sorsalar, bunlari bunlari yasayacaksin deseler, yine ben sana evet derdim dedim; hic bir sey degismezdi. biliyorum, dedi. biliyormus. hissediyormus. babam: "seninle gurur duyuyorum" diyor bana kocaman gulumseyerek. elinin tersi ile herkesi ve her seyi iteleyemeyen zavallilardan ne kari olur bence ne de koca.
neyse...
bugun ilk defa elektrik supurgemi kullandim. uzay cismine benzeyen aileti manuele bakmadan cat cat monte ediverdim ve kendimle ah ne gururlandim. eve yardima gelen hanimi birakip geride kendimi en tozlu odaya attim ve dugmeye bastim. basmamla beraber odadaki tum perde kesikleri, tozlar, dumanlar havaya ucusmaya, duvarlara dogru havalanmaya basladilar. tersine supuruyor olabilir mi acaba, bir kont gerilla taktigi mi diye fikirler urettim ve salak olduguma karar verdim. boruyu yer supurme degil, hava temizleme deligine takmisim, oradan temiz hava ufledigi icin benim butun tozlarimi yeni boyanmis duvara puskurttu jet hiziyla. minimum hasarla kurtuldum ama cok guldum.
bugun ile ilgili anlatabilecegim baska bir sey var mi diye dusunuyorum. galiba yok.
yarin yeniden kumas secme, umarim son defa, ve olcusu yanlis gelen perdeleri degistirme gunu. himm, bu arada zara home'u bir kabe haline getirdim, calisanlara butun yuzumu karartip: "aceba yeni urunler hangi gun ve saatte gelooor" diye en tatli halimle sirnastim ve sali-cuma sabahlari oldugunu ogrendim. saliyi bos gectik lakin yarindan umitliyim.
13 Nisan 2008 Pazar
hani bir zamanlar
bundan yedi ay once bir yegenim oldu. onu ilk gordugumde, bir camin arkasinda hic durmadan ciglik atiyordu. simdi hala zaman zaman ciglik atiyor. ama artik agzini actiginda, 3 tane tavsan disi gorunuyor ve ben inanilmaz egleniyorum. zaman gercekten cok hizli geciyor. bugun onu, tavsanim diye sevdim. dun lolipop, ondan once cekirdek... bana bakip testere dislerini gosterene kadar guldugunde veya kalbim kirilmasin diye yarim gulusunu verdiginde, hissettiklerimin tarifi yok. tarif etmeye gonlum de yok. yasadiklarimiz, goz goze geldigimize, bize ozel olsun, kelimelere veya anlatmaya, aciklamaya gerek olmasin istiyorum. hep oyle inandim. kim ne kadar cok reklam ederse hissini, ondan o kadar azalir gibi. hissin kendisi degil ama belki buyusu... kisa bir ozet gecmem gerekirse duyguma dair ona baktikca, o, sadece benim kardesimin degil, benim basima gelmis en guzel sey ve kendi basina bir buyu. kucagima aldigimda veya karsilikli gulumsestigimizde dunyanin dondugunu unuttugum, daha once degerli buldugum her seyin, her iliskinin yeniden sekillendigi. bir bebege bakmak, hele kendi kanindan, insana kim oldugunu, ne oldugunu, nereden geldigini ve "bir zamanlar"ini hatirlatiyor. bir zamanlar hepimiz neseyle cigliklar atiyorduk. her kesfetigimiz sey bizi buyuluyordu. herkes bizim icin guzel ve ozel ve dikkat etmeye degerdi. incelemeye. sasirmaya. heyecanlanmaya. ve yeniden baslamaya. kim emeklerken dusup de pes eder ki. veya kim aglamasinin tam ortasinda, artik, birden kahkaha atmaya karar verir. ama dogamiz boyleydi, bir zamanlar. dunya donerdi, bize ragmen. bir gunu digerine katik etme geregi duymazdik. hafizamiz hic kuvvetli degildi, ofkenlendiklerimizi bir cirpida unuturduk. siirde -ve sarkida-ki gibi: "hani ay herkese gülümserken, mevsimler kimseyi dinlemezken, hani çocuklar gibi zaman nedir bilmezken, hani herkes arkadaş, hani oyunlar sürerken..." bu, beni en cok etkileyen sarkilardan bir tanesi. oyle bir zaman var cunku. bir zamanlar deyip gectigim, gectigimiz. iste, simdi, uzun lafin kisasi, ben yegenime, tavsanima baktigimda, hatirliyorum, o duygunun, o hissin aslinda hala gecerli oldugunu, hayatin asla karamsar olmadigini, dogasi geregi olamayacagini, sikilmanin tam ortasinda kahkaha atmaya karar vermenin cok da mantikli oldugunu, ayin hala hepimize gulumsedigini. nasil unutabiliriz ki... dedim ya, ona bakmak insana kim oldugunu hatirlatiyor. kim olmak istedigini de, nasil biri olmak istedigini ve yola cikis sebebini. hangi durusun kendisine daha cok yakisacagini.
bilmem, anlatabildim mi, icimden geceni? ben olmak istedigimi olmak istiyorum, olmak icin yola ciktigimi ve camurlara bulanmadan, yorulmadan, kaybetmeden, azalmadan, aza tamah etmeden, kendi tavsan dislerimi gostere gostere. ve de hep hatirlamak, bugun ona bakarken hatirladiklarimi...
bilmem, anlatabildim mi, icimden geceni? ben olmak istedigimi olmak istiyorum, olmak icin yola ciktigimi ve camurlara bulanmadan, yorulmadan, kaybetmeden, azalmadan, aza tamah etmeden, kendi tavsan dislerimi gostere gostere. ve de hep hatirlamak, bugun ona bakarken hatirladiklarimi...
3 Nisan 2008 Perşembe
my first sofa:)
koltuklarimiza kavustuk. korkularimin hepsi gecti cunku tam hayal ettigim gibi olmuslar. kirlentleri, kumasi, kabaralari, durusu vs. ama galiba salonumuza biraz buyuk geldiler. yerlestirmesini nasil yapsak diye dusunuyoruz. iki gece once, koltuklarin teslim tarihi yaklastigi icin herhalde, ruyamda recep usta'yi gordum. evime geliyor, iki tane fosforlu yesil parlak tayt kumasindan berjer koltukla. agzima gelen her seyi o anda savuruyorum, aglama krizlerine ve buhranlara giriyorum, nasil olur, bu koltuk nedir, ne modeli ne kumasi benim istedigim gibi derken recep usta bana "sakin ol dila hanim, gel bir raki icelim rahatla, sonra bakariz ne yapacagimiza" diyor, gayet babacan ve ben ok diyorum! karsilikli iki tek attiktan sonra koltuklarin yeniden yapilmasina karar veriyoruz:)
uyandigimda kendime cok guldum. deger miymis bu kadar kafami yormaya su iki gunluk dunyada? sevgilim de bayildi, benim icin en onemlisi o zaten. 1 adet konsolun dirdiri henuz bitmisken! dun en alt kata tasinan komsuyu da tanidigimi ogrendim. bu kesifler benim icin tatli tesadufler olmaktan cikti. ayagimi suruyerek girdim herhalde apartmana, dort bir yanina her sabah ve her gordugumde gunaydin,aa nasilsin, ahh ahh vahh vahh demem gereken insan yigilmaya basladi. oysa ben aklima eserse sicakkanli, diger esmedigi zamanlarda dunyanin en nemrut ve yabani insaniyim. her sabah ayni kibarlikla gunaydin demek istemiyorum kimseye. kendimi o kadar iyi biliyorum ki, gun gelicek ben sadece o merhaba faslini avoid etmek icin ust komusunun asansorle asagi inmesini bekleyecegim, emin olduktan ve saga sola baktiktan sonra evden cikabilecegim. mesela bugun komsunun annesini gordum. arabadan asansore, biz, birbirini henuz tanimis iki bayan, neden bu kadar sohbet ediyoruz, ne gerek var, benim kafam dumanli, istemiyorum teyze seninle konusmak, git basimdan gibi turlu manasiz sey gecirdim kafamdan. ben buyum. cok cirkin ama buyum. komsularimin artmasi bana nese degil, endise veriyor:)
keske melis'de burada olsa ve koltuklarim hakkinda yorum yapsa, kumaslarini isirsa, yagli ellerini onlara silse... (gun gectikce blogda edindigim salon kadini cizgimden kayiyorum.)
annem bugun benimle evdeydi. koltuklar temiz salona gelsin diye salonu supurmeye ve silmeye karar verdik. oradan benim gozum camlarin pisligine takildi. cama cikip hayatimda ilk defa cam sildim. silerken garip bir paranoyaya kapildim, sanki turk filmlerindeki gibi asagida ahali dizilmis benim popomu seyrediyor gibi. mujde ar kompleksi. beni gorseler anca camda minik bir ninja sanmislardir oysa. arada camdan iceri anneme baktim, aman ne yoruluyor diye ama her seferinde sigara tutturuken ve bana direksiyon verirken yakaladim. ust solu sil, altta cizik var. koltukcular geldiginde kahvesini yudumlayarak adamlari seyretti. adamcagizlar pancar gibi olmus, neredeyse beyin kanamasi gecirecekler, annem sefada. gulmekten kizamadim. sonra basladi ic mimarliga, koltugu sole koy, bole koy, ahh dedi, buldum. bir an inandim. bir koltugu, digerinin arkasina getirdi, birinde oturunca digerini gormek mumkun degil ve bunun mukemmel bir tasarim olduguna inandi. nasil yani dedikce de bana kopurdu, sanki ben dumkofum ve onun yigmaizm calismasini anlamiyormusum gibi. o sirada yepyeni koltuklara iseme tehlikesini zor atlattim. canim annem. ne kadar saftorik ve iyi kalpli... her anne gibi.
bu arada en yakin arkadasim haftaya anne oluyor neredeyse. eli kulaginda. ne kadar buyuk bir heyecan herkeste. ben kendi yegenime bu kadar asiksam, onun kizina duyacagi duygulari hayal edemiyorum. mukemmel bir his olmali. o da mukemmel bir anne olucak...
uyandigimda kendime cok guldum. deger miymis bu kadar kafami yormaya su iki gunluk dunyada? sevgilim de bayildi, benim icin en onemlisi o zaten. 1 adet konsolun dirdiri henuz bitmisken! dun en alt kata tasinan komsuyu da tanidigimi ogrendim. bu kesifler benim icin tatli tesadufler olmaktan cikti. ayagimi suruyerek girdim herhalde apartmana, dort bir yanina her sabah ve her gordugumde gunaydin,aa nasilsin, ahh ahh vahh vahh demem gereken insan yigilmaya basladi. oysa ben aklima eserse sicakkanli, diger esmedigi zamanlarda dunyanin en nemrut ve yabani insaniyim. her sabah ayni kibarlikla gunaydin demek istemiyorum kimseye. kendimi o kadar iyi biliyorum ki, gun gelicek ben sadece o merhaba faslini avoid etmek icin ust komusunun asansorle asagi inmesini bekleyecegim, emin olduktan ve saga sola baktiktan sonra evden cikabilecegim. mesela bugun komsunun annesini gordum. arabadan asansore, biz, birbirini henuz tanimis iki bayan, neden bu kadar sohbet ediyoruz, ne gerek var, benim kafam dumanli, istemiyorum teyze seninle konusmak, git basimdan gibi turlu manasiz sey gecirdim kafamdan. ben buyum. cok cirkin ama buyum. komsularimin artmasi bana nese degil, endise veriyor:)
keske melis'de burada olsa ve koltuklarim hakkinda yorum yapsa, kumaslarini isirsa, yagli ellerini onlara silse... (gun gectikce blogda edindigim salon kadini cizgimden kayiyorum.)
annem bugun benimle evdeydi. koltuklar temiz salona gelsin diye salonu supurmeye ve silmeye karar verdik. oradan benim gozum camlarin pisligine takildi. cama cikip hayatimda ilk defa cam sildim. silerken garip bir paranoyaya kapildim, sanki turk filmlerindeki gibi asagida ahali dizilmis benim popomu seyrediyor gibi. mujde ar kompleksi. beni gorseler anca camda minik bir ninja sanmislardir oysa. arada camdan iceri anneme baktim, aman ne yoruluyor diye ama her seferinde sigara tutturuken ve bana direksiyon verirken yakaladim. ust solu sil, altta cizik var. koltukcular geldiginde kahvesini yudumlayarak adamlari seyretti. adamcagizlar pancar gibi olmus, neredeyse beyin kanamasi gecirecekler, annem sefada. gulmekten kizamadim. sonra basladi ic mimarliga, koltugu sole koy, bole koy, ahh dedi, buldum. bir an inandim. bir koltugu, digerinin arkasina getirdi, birinde oturunca digerini gormek mumkun degil ve bunun mukemmel bir tasarim olduguna inandi. nasil yani dedikce de bana kopurdu, sanki ben dumkofum ve onun yigmaizm calismasini anlamiyormusum gibi. o sirada yepyeni koltuklara iseme tehlikesini zor atlattim. canim annem. ne kadar saftorik ve iyi kalpli... her anne gibi.
bu arada en yakin arkadasim haftaya anne oluyor neredeyse. eli kulaginda. ne kadar buyuk bir heyecan herkeste. ben kendi yegenime bu kadar asiksam, onun kizina duyacagi duygulari hayal edemiyorum. mukemmel bir his olmali. o da mukemmel bir anne olucak...
1 Nisan 2008 Salı
loihi
CAPRICORN (Dec. 22-Jan. 19): A new Hawaiian island is in the process ofcreating itself. Called Loihi, it's an active volcano that still lies beneath thesea. As it vents lava in the millennia to come, it will eventually accumulate
enough mass to rise above water level and make itself available for treesto grow on and animals to nest in and humans to dance on. In the comingdays, Capricorn, I invite you to regard this as an important symbol. Thinkabout what part of your life has a metaphorical resemblance to thethreshold that Loihi will be approaching about 10,000 years from now:emerging out of the depths and breaking above the surface.
enough mass to rise above water level and make itself available for treesto grow on and animals to nest in and humans to dance on. In the comingdays, Capricorn, I invite you to regard this as an important symbol. Thinkabout what part of your life has a metaphorical resemblance to thethreshold that Loihi will be approaching about 10,000 years from now:emerging out of the depths and breaking above the surface.
31 Mart 2008 Pazartesi
mini bank
gecen hafta uzun bir aradan sonra turkce bir dekorasyon dergisi aldim. her zamanki gibi, 3 dk'da bitti, saklamaya deger hic bir sey yoktu, insani heyecanlandiran, hayaller alemine daldiran ve kendini eye of the tiger muzigi esliginde evini dekore ederken hayal ettiren. bir tek, guzel banklarin oldugu bolumu sevdim. ikea'dan giris icin gosterdikleri bir banki begendim ve bugun yola koyuldum. sadece bir bank icin. ara tara, ne mumkun bulmak o banki. en sonunda sormayi akil ettim, cocuk bolumunde dediler. killandim biraz tabii ama resimde gordugum icin rahatim, bir guzel cocuk bolumune attim kendimi. orada hayallerim tuz ve buz oldu, hatta havada onlarin kirilma sesini duyduguma yemin edebilirim. dergide giris banki diye gosterdikleri sey, bebek, yeni dogmus bebek odasina sigabilecek, genisligi 40 santim bir bankcik. benim sevgilim 110 kilo. o banki kirmasi icin poposunu degdirmesi yeter. ben bile 1.55 boyumla uzerinde kendimi gulliver gibi hissettim. asabim bozuldu, dergiye kizdim, hatta kufur ettim, gelmisim onca yolu... neyse, buyuk odulu kacirdim ama bir kac mansiyonla ciktim, biraz olsun acim dindi. yine de, dergiye mail yazip, o banki k... sokun demek istiyorum...
cheer up!
ari maya gibiyim. bir o yana, bir bu yana. evlendikten sonra inanilmaz bir bosluga dusecegimi hissediyorum. o yuzden bir yandan ev yaparken, diger yandan da neler yapabilirim, nasil bir is olmali kafamda hayaller... bu hafta koltuklarimiz geliyor; ve perdeler. bir anda evin butun cehresi degisecek. yaptiklarima goz atinca benim karakterime gore inanilmaz ciddi bir ev ortaya cikiyor, kendime hayret ediyorum. 5 senedir tek basina yasamanin ve evde yapilabilecek her turlu ucuk kacik deneyi yapmis olmanin neticesi herhalde. yaptigim tek renkli sey koltuk kirlentleri oldu. en cok calisma odasini sevecegimi hissediyorum. en cok orada vakit gecirecegimi. yatak odami da digerlerinden cok seviyorum. yeni bir eve alismak, ona karsi duygu gelistirmek, tanimaya calismak, sahiplenmek... hala benim evimmis gibi gelmiyor olmasina sasiyorum, nasil olabilir diye. ama gelmiyor, ozlemiyorum mesela. ama kendi evimi cok ozluyorum uzakta kalinca haftasonu, anahtari cevirdigim an rahatliyorum, sanki onu aldatmisim gibi geliyor. birisi ile paylasmak nasil olacak, ilk basta garip gelicek mi, sikilacak miyim, kacmak istedigim zamanlar olacak mi, alisabilecek miyim?
2 ay sonra evleniyorum. bu da cok garip bir his. bugun gelinligimin geldigini soylemek icin aradilar. o kadar sakindim ki. sonra kendi kendime cok kizdim, ilk defa bir gelinlik giyecegim, ne bu coolluk, ne bu sakinlik, ne kadar kizardin heyecansiz insanlara, coskularini yasayamayanlara diye. onlardan biri olmayacagim diye kendime soz verdim araba kullanirken. ceyiz yaparken veya hayal kurarken yasadigim heyecani kaybetmeyecegim. bu benim ilk ve en iyi ihtimalle son evliligim. showerim, nikahim, balayim harika olacak. striptizcilerle bekarligima veda edecegim! sonuna kadar degerlendirdigim, acaba bunu yasasaydim nasil olurdu demedigim, deneyimledikce zenginlestigim ve asla pismanlik duymadigim, agzimda mukemmel bir tat birakan, herkes benim gibi bekar olsaydi dedigim icimden, ne kadar guzel anilarim olduguna bakarak, dere tepe duz gezdigim, seyahat ettigim deliler gibi, sarhos oldugum, asik oldugum, riskler aldigim, hayallerden boguldugum, herkesin acaba simdi ne yapacak dedigi durumlardan bile kolayca ciktigim ve hep ama hep neseli oldugum. veda edilmeye deger bir bekarlik yani benimki. oylece sessiz sedasiz veda etmeye ve cool olmaya hic niyetim yok. persembe gelinligimi denicem, icinde kendimi mukemmel hissedicem, bir daha bakicam, hemen nikah icin degisik, guzel bir okazyon hayal etmeye baslicam ve o gun cok guzel olacak. sonra da canimi cikartan evimize gelicem, ayaklarimi soole bir uzaticam ve yapacak bir is dusunmeye baslayacagim.)
2 ay sonra evleniyorum. bu da cok garip bir his. bugun gelinligimin geldigini soylemek icin aradilar. o kadar sakindim ki. sonra kendi kendime cok kizdim, ilk defa bir gelinlik giyecegim, ne bu coolluk, ne bu sakinlik, ne kadar kizardin heyecansiz insanlara, coskularini yasayamayanlara diye. onlardan biri olmayacagim diye kendime soz verdim araba kullanirken. ceyiz yaparken veya hayal kurarken yasadigim heyecani kaybetmeyecegim. bu benim ilk ve en iyi ihtimalle son evliligim. showerim, nikahim, balayim harika olacak. striptizcilerle bekarligima veda edecegim! sonuna kadar degerlendirdigim, acaba bunu yasasaydim nasil olurdu demedigim, deneyimledikce zenginlestigim ve asla pismanlik duymadigim, agzimda mukemmel bir tat birakan, herkes benim gibi bekar olsaydi dedigim icimden, ne kadar guzel anilarim olduguna bakarak, dere tepe duz gezdigim, seyahat ettigim deliler gibi, sarhos oldugum, asik oldugum, riskler aldigim, hayallerden boguldugum, herkesin acaba simdi ne yapacak dedigi durumlardan bile kolayca ciktigim ve hep ama hep neseli oldugum. veda edilmeye deger bir bekarlik yani benimki. oylece sessiz sedasiz veda etmeye ve cool olmaya hic niyetim yok. persembe gelinligimi denicem, icinde kendimi mukemmel hissedicem, bir daha bakicam, hemen nikah icin degisik, guzel bir okazyon hayal etmeye baslicam ve o gun cok guzel olacak. sonra da canimi cikartan evimize gelicem, ayaklarimi soole bir uzaticam ve yapacak bir is dusunmeye baslayacagim.)
24 Mart 2008 Pazartesi
koltukların çatısı
bugun butun evin havasını belirleyecek koltuklarımın çatısını gördüm. kumaşları teslim etmek için recep usta'ya gittiğimde bana atölyeyi gezdirmesini istedim. atölyede kendimi çin'de bir fabrikada gibi hissettim, her yanda arı gibi çalışan bir usta, onların peşinde bir dolu çırak, dört bir yandan yaylar, elyaflar ve ismini bile bilmediğim türlü aletler. bir ara ciddi ciddi o yaylardan birinin gözüme gireceği paranoyasına kapıldım. nasıl ki hipokondriyaklar hastalık hayal ederek evhamlanırlar, benim hastalığım da komik worst case senaryoları hayal etmek. atölyenin ortasında ben gözümde zıng zıng yaylanan bir yayla bağırıyorum, her yere, etraftaki koltuklara kanlar fışkırıyor ama gürültüden kimse beni duymuyor...
koltuklarımın çatısını pek bir beğendim. onlardan nasıl benim istediğim koltuk çıkacak bilmiyorum ama korkuya kapılmak üzereyken hemen yan tarafta bitmiş bir koltuk gördüm ve aşık oldum; o koltuğun eşi de henüz yapılıyordu ve dikiş diken çocuğu görünce içim rahatladı. bunu yapan onu haydi haydi yapar diye... keske yanimda makinem olsaydi ve öncesi sonrası yapabilseydim. elimde kumaş balyasından bir parça bir o yana bir bu yana koşturdum durdum. beymen home'da çalışan hanımlar artık sümüklü mendile dönen kumaş parçamı görmekten çok sıkıldılar, ona da eminim, yok o vazoya gider mi, bu kırlente nasıl uyar derken, kumaş kumaşlıktan çıktı. rengi değişti, formu kaydı gitti. yarın son kez perde seçiminde bana yardımcı olacak ve artık rafa kalkacak. ama onu çok özleyeceğim, peanuts'da ki battaniye gibi, bir parçam oldu.
geriye oturma odası ve çalışma odasının aksesuarları dışında takip etmem gereken neredeyse hiç bir şey kalmıyor. halılar vesaire hariç. ne zaman azı gitti çoğu kaldı diye sevinsem unuttuğum kocaman bir iş olduğunu hatırlıyorum. en son perdelerdi. şimdi bakalım neleri unutmuş olacağım.
her gun ic 2 tane ginko biloba, artik yapman gerekenleri unutma! (bu cumleyi cok hızlı okuduğunuz zaman ali desidero kıvamında bir rap parcasi olusuyor...)
koltuklarımın çatısını pek bir beğendim. onlardan nasıl benim istediğim koltuk çıkacak bilmiyorum ama korkuya kapılmak üzereyken hemen yan tarafta bitmiş bir koltuk gördüm ve aşık oldum; o koltuğun eşi de henüz yapılıyordu ve dikiş diken çocuğu görünce içim rahatladı. bunu yapan onu haydi haydi yapar diye... keske yanimda makinem olsaydi ve öncesi sonrası yapabilseydim. elimde kumaş balyasından bir parça bir o yana bir bu yana koşturdum durdum. beymen home'da çalışan hanımlar artık sümüklü mendile dönen kumaş parçamı görmekten çok sıkıldılar, ona da eminim, yok o vazoya gider mi, bu kırlente nasıl uyar derken, kumaş kumaşlıktan çıktı. rengi değişti, formu kaydı gitti. yarın son kez perde seçiminde bana yardımcı olacak ve artık rafa kalkacak. ama onu çok özleyeceğim, peanuts'da ki battaniye gibi, bir parçam oldu.
geriye oturma odası ve çalışma odasının aksesuarları dışında takip etmem gereken neredeyse hiç bir şey kalmıyor. halılar vesaire hariç. ne zaman azı gitti çoğu kaldı diye sevinsem unuttuğum kocaman bir iş olduğunu hatırlıyorum. en son perdelerdi. şimdi bakalım neleri unutmuş olacağım.
her gun ic 2 tane ginko biloba, artik yapman gerekenleri unutma! (bu cumleyi cok hızlı okuduğunuz zaman ali desidero kıvamında bir rap parcasi olusuyor...)
22 Mart 2008 Cumartesi
anxiety
çok az kaldı. 8 gün sonra, nisan. hayatımızın en önemli ayı. 1i, 2si ve 4ü. korku, heyecan, merak, garip bir boşvermişlik ama aynı zamanda yoğun bir anxiety, sadece kendimin hissedebildiği. bu günler geçtikten sonra da, mayıs ve ben evleniyorum. beni neler bekliyor, hayata nasıl bir giriş yapacağım, merak içindeyim. yay gibiyim, ilk defa gergin olmak ne demek anlıyorum. hiç bir zaman gerilmedim, hayatımın hiç bir döneminde, hiç korkmadım çünkü, ters gidebilecek hiç bir şey canımı sıkmadı. anlamsız gerginlikler, korkular, can sıkmalar bana hep modası geçmiş duygular olarak geldi. şimdi de öyle hissetmek, sakin olmak istiyorum. bereketli başlayalım, kötü haberler bizden uzak dursun, evren bize yardım etsin, kahkahalarla girelim yeni evimize. ne olur... kendimi 29 marta hazırlamam lazım, sevdiğimi koruma kalkanıma almaya, en neşeli gülümsememi, maskemi takmaya ve sakin-mişşş gibi yapmaya. şimdi annemi, cici annemi, tüm kadınları daha iyi anlıyorum, verdikleri savaşları, maruz aldıkları heyecanları, evi dirlik içinde tutmak, tutabilmek için. tüm bunların mükafatı o kadar büyük olacak ve bizim o kadarrrrrrrrr güzel bir yaşamımız olacak ki.
17 Mart 2008 Pazartesi
drew'in taburesi

seramik cin taburelerine bayiliyorum. tam bir senedir bembeyaz olanlarin pesinden kosarken pasabahce'nin bu yaz icin her renginden getirdigini gorunce evime 2 tane satin aldim. hem sehpa, hem dekor, hem gerektiginde tabure ama bence cok estetik, cok tatli. pasabahce'nin fiyati, internetten cok daha ucuz, almak isteyenler...
normalde baska insnalarin cok ilgisini cekecek seylerden hep uzak durmaya calisirim ama bunlarin cok az kimsenin ilgisini cekecegine eminim, neden bilmiyorum. drew haric tabii!
1703
dun fark ettik, bugun bizim sozlenmemizin birinci yili oldugunu. bir sey yapsak mi yapmasak mi derken, sevgilim evde yemek yapmami teklif etti. ben bugunun programini kafamda sekillendirdikce, bir de yemek stresinin benim minik bunyeme zarar verecegini fark edip, yemek yapmayalim ama sen bana cicek yolla dedim. o da bunun uzerine, o zaman sen de bana yolla, dedi; anlastiktan sonra ayrildik.
cicek fikri de gece yarisi yaptigimiz ve birbirimize sanal cicek gonderdigimiz msn konusmasindan sonra karsilikli olarak feshedildi. o evinde, ben evimde, ayri gayri bir 17 mart'a uyandik. onun icin coktan tarih oldugunu sanarken once bir sms geldi, "17 martin kutlu olsun" diye. sonra ben evden cikmadan hayatimda ilk defa msn'ime 1703 diye bir not ilistirdim. eve geldim, yemek yaptim, yaptigim yemegi yiyemeden koltukta uyuyakaldim, internette gezmek icin bilgisayarin basina geldim ve onun da msn'ini 1703 yaptigini fark ettim. sandalyemden dusuyordum cunku msn'den nefret eden, kendince bir msn lingosu bulunan, ve hatta butun bir gun kafasini cevirip bakmayan o, benim 1703'umu gorup aynisini yapmisti:) buradan butun bilog okuyucularimi temin ederim ki, en guzel hediye o aptal 1703 yazisiydi.
gecen seneye dair her turlu detay sanki dunmus gibi aklimda. zaman ucup gidiyor, geriye anilar, guzel tad birakanlar en cok, kalmayi basariyor. her zaman sadece guzel seyleri hatirlamak istiyorum. 17032007 benim hayatimin en guzellerinden bir tanesiydi. iyi ki soz vermisim, soz almisim...
cicek fikri de gece yarisi yaptigimiz ve birbirimize sanal cicek gonderdigimiz msn konusmasindan sonra karsilikli olarak feshedildi. o evinde, ben evimde, ayri gayri bir 17 mart'a uyandik. onun icin coktan tarih oldugunu sanarken once bir sms geldi, "17 martin kutlu olsun" diye. sonra ben evden cikmadan hayatimda ilk defa msn'ime 1703 diye bir not ilistirdim. eve geldim, yemek yaptim, yaptigim yemegi yiyemeden koltukta uyuyakaldim, internette gezmek icin bilgisayarin basina geldim ve onun da msn'ini 1703 yaptigini fark ettim. sandalyemden dusuyordum cunku msn'den nefret eden, kendince bir msn lingosu bulunan, ve hatta butun bir gun kafasini cevirip bakmayan o, benim 1703'umu gorup aynisini yapmisti:) buradan butun bilog okuyucularimi temin ederim ki, en guzel hediye o aptal 1703 yazisiydi.
gecen seneye dair her turlu detay sanki dunmus gibi aklimda. zaman ucup gidiyor, geriye anilar, guzel tad birakanlar en cok, kalmayi basariyor. her zaman sadece guzel seyleri hatirlamak istiyorum. 17032007 benim hayatimin en guzellerinden bir tanesiydi. iyi ki soz vermisim, soz almisim...
10 Mart 2008 Pazartesi
9 Mart 2008 Pazar
bu nasıl bir is boyle?
butun cocuklugum bosanan, iflas edenler gibi; kendini caresiz hisseden bir cok insanla gecti. babamin meslegi, benim icin hala cok faydalandigim pek cok gozlemin harmaniydi. anilarimda onlarca pazar sabahi kahvaltisi var; babam ve biz, ve arasi bozuk olan veya bosanmak icin babama basvuran bir cift, kahvalti ediyoruz. babam tane tane anlatiyor, onlar dinliyor, biz dinliyoruz, ne oluyorsa konusmanin sonuna dogru herkes bir cesit muhallebi kivamini aliyor ve bir kere daha deneyebilecek kadar birbirlerine deger verdiklerine inaniyorlar.
kuskusuz buyukler bu keskin donusleri cok iyi anlarlardi ama ben hic bir zaman anlam veremezdim. madem kavga etmissin, madem isler kotu, ne cekersin be kardesim, diye gecirirdim icimden. ve benim asla boyle end up etmeyecegime dair yeminler verirdim kendi kendime.
kazin ayaginin oyle olmadigini anlamam icin bir ask, binlerce kavga ve vazgecemeyecegim milyonlarca anim olmasi gerekti. simdi, babami ve o ciftleri cok iyi anliyorum. bu gece eve gelirken dusundum, ben ne ara buyudum, ne ara masanin diger tarafinda sinir krizi geciren ciftin bir yarisi oldum diye. aradan cok uzun yillar gecmis olmali...
cumartesi gunumuz tatsiz basladi ve cok az tatlanarak devam etti. arabada giderken atesli bir tartismaya tutulduk ve bir ara yanima baktigimda sevgilimin artik arabada olmadigini gordum. giden arabadan inmisti! yan arabalardan bakip gulenler, bana aciyarak gozleri ile teselli vermeye calisanlar arasinda istifimi bozmadim ve kardesim& karisi ile yiyecegim yemege dogru arabami surmeye devam ettim.
ne var ki, gormek isteyecegim en son insan oydu ve bunu telefonda kardesime soyledim.
kavga etmistik, ben yorgundum, ugrasacak halim yoktu ve yemege tek basima geliyordum. aramadim bile. bayagi bir trafikten sonra oraya vardigimda benim sevgilim coktan balikciya vasil olmus, ilk duble rakisini coktan midesine indirmis, muhallebi kivamina gelmisti. ben hem oraya nasil benden once gittigini merak ediyorum, hem icimde oldurucu bir intikam hissi, hem de tarif edemeyecegim bir mutluluk, orada oldugu icin. ilk sozum: "keske basina bisey gelseydi cunku arabadan atlayacak kadar kus beyinli biri ile evlenmek uzere olduguma inanmam ve kendime gelmem icin bir sebebim olurdu." oldu. benim kizginligima yengem ortak olmus bana hak verirken kiyasiya, anlattigim sebeplere bakarak, kardesim sevgilimi benden ayirmaya calisiyor cunku belli ki ben gercekten hakliyim, ofke nobeti geciriyorum ve istemedigim seyleri aslinda isteyerek soyluyorum, iki takim olduk adeta.
babamin yillarca yaptigi seyi simdi agabeyim, kardesim yapiyor; ara buluyor! inanilmaz. bunun da ofkesi ile, bildigim icin ikna kabiliyetini ve erkek olarak onun yaninda durmak isteyecegini, yanimizdan gitmesini, beni ailemle birakmasini, eger cok cani sikiliyorsa bir taksiye binip yol uzerinde kendini arabadan atabilecegini vs. soyledim. o ve benim biricik kardesim "seve seve" diyerek hemen yan taraftaki wafflecıya gittiler. ben masadaki saraplari fondip yaptim, icimi doktum, anlattim ve geri geldiklerinde yeniden bir meclis kurmaya karar verdik. kim nerede yanlis yapmisti, biz anlattik, onlar bize benzer bir suru ani anlattilar, verdikleri tepkileri, kiz tarafinin tepkisinin nasil bana benzedigini, erkek tarafinin tepkisinin ise tipki sevgiliminki gibi oldugu, bunlarin olacagini, cok komik anilar oldugunu vs vs... ve en sonunda ikimiz de kahkahalarla kendimize gulmeye basladik ve barismaya ikna olduk.
hem tatsiz hem de aklima cocuklugumu, pazar kahvaltılarını hatırlattigi icin cok tatli bir gundu.
galiba evlilik, vazgecmek istemeyecegin ve unutmak/hatirlamak icin tek bir kadehe ihtiyac duydugun bir seylerin olmasi, hep yeniden baslamak, hic bir sey olmamis gibi... ve ne olursa olsun o gece ayni yastiga bas koyman gerektigi gercegi!!!
ps: en saf cocuk aklimla dusundugumde ise, yetiskin yerine, dunyanin en sacma seyi, neden o an tahammul edemedigimiz bir insanla kavganin hemen ardindan ayni yastikta uyumak zorunda olalim ki:)
kuskusuz buyukler bu keskin donusleri cok iyi anlarlardi ama ben hic bir zaman anlam veremezdim. madem kavga etmissin, madem isler kotu, ne cekersin be kardesim, diye gecirirdim icimden. ve benim asla boyle end up etmeyecegime dair yeminler verirdim kendi kendime.
kazin ayaginin oyle olmadigini anlamam icin bir ask, binlerce kavga ve vazgecemeyecegim milyonlarca anim olmasi gerekti. simdi, babami ve o ciftleri cok iyi anliyorum. bu gece eve gelirken dusundum, ben ne ara buyudum, ne ara masanin diger tarafinda sinir krizi geciren ciftin bir yarisi oldum diye. aradan cok uzun yillar gecmis olmali...
cumartesi gunumuz tatsiz basladi ve cok az tatlanarak devam etti. arabada giderken atesli bir tartismaya tutulduk ve bir ara yanima baktigimda sevgilimin artik arabada olmadigini gordum. giden arabadan inmisti! yan arabalardan bakip gulenler, bana aciyarak gozleri ile teselli vermeye calisanlar arasinda istifimi bozmadim ve kardesim& karisi ile yiyecegim yemege dogru arabami surmeye devam ettim.
ne var ki, gormek isteyecegim en son insan oydu ve bunu telefonda kardesime soyledim.
kavga etmistik, ben yorgundum, ugrasacak halim yoktu ve yemege tek basima geliyordum. aramadim bile. bayagi bir trafikten sonra oraya vardigimda benim sevgilim coktan balikciya vasil olmus, ilk duble rakisini coktan midesine indirmis, muhallebi kivamina gelmisti. ben hem oraya nasil benden once gittigini merak ediyorum, hem icimde oldurucu bir intikam hissi, hem de tarif edemeyecegim bir mutluluk, orada oldugu icin. ilk sozum: "keske basina bisey gelseydi cunku arabadan atlayacak kadar kus beyinli biri ile evlenmek uzere olduguma inanmam ve kendime gelmem icin bir sebebim olurdu." oldu. benim kizginligima yengem ortak olmus bana hak verirken kiyasiya, anlattigim sebeplere bakarak, kardesim sevgilimi benden ayirmaya calisiyor cunku belli ki ben gercekten hakliyim, ofke nobeti geciriyorum ve istemedigim seyleri aslinda isteyerek soyluyorum, iki takim olduk adeta.
babamin yillarca yaptigi seyi simdi agabeyim, kardesim yapiyor; ara buluyor! inanilmaz. bunun da ofkesi ile, bildigim icin ikna kabiliyetini ve erkek olarak onun yaninda durmak isteyecegini, yanimizdan gitmesini, beni ailemle birakmasini, eger cok cani sikiliyorsa bir taksiye binip yol uzerinde kendini arabadan atabilecegini vs. soyledim. o ve benim biricik kardesim "seve seve" diyerek hemen yan taraftaki wafflecıya gittiler. ben masadaki saraplari fondip yaptim, icimi doktum, anlattim ve geri geldiklerinde yeniden bir meclis kurmaya karar verdik. kim nerede yanlis yapmisti, biz anlattik, onlar bize benzer bir suru ani anlattilar, verdikleri tepkileri, kiz tarafinin tepkisinin nasil bana benzedigini, erkek tarafinin tepkisinin ise tipki sevgiliminki gibi oldugu, bunlarin olacagini, cok komik anilar oldugunu vs vs... ve en sonunda ikimiz de kahkahalarla kendimize gulmeye basladik ve barismaya ikna olduk.
hem tatsiz hem de aklima cocuklugumu, pazar kahvaltılarını hatırlattigi icin cok tatli bir gundu.
galiba evlilik, vazgecmek istemeyecegin ve unutmak/hatirlamak icin tek bir kadehe ihtiyac duydugun bir seylerin olmasi, hep yeniden baslamak, hic bir sey olmamis gibi... ve ne olursa olsun o gece ayni yastiga bas koyman gerektigi gercegi!!!
ps: en saf cocuk aklimla dusundugumde ise, yetiskin yerine, dunyanin en sacma seyi, neden o an tahammul edemedigimiz bir insanla kavganin hemen ardindan ayni yastikta uyumak zorunda olalim ki:)
5 Mart 2008 Çarşamba
ah keske...

butun bir gunu imc'de gecirdim. insan ne aradigini bilmedigi zaman gerekten kayboluyor. bu kadar cok cesidin ve fiyat araliginin oldugu yere giderken iyice dusundugumu zannediyorum ama elimde bambaska kumaslar, fikirler ile cikiyorum.
bugun yatak basi icin gitmistim ama tek almadigim o oldu. epengle'nin kumaslari ozellikle de kadifeleri harikaydi. fiskos koltuklarinin yuzu icin lacivert seritli kadife bir kumas begendim ve ellerinde kalan son 2 metreyi yalvar yakar onlardan koparttim. oradan cikip gelisim kumas'a gectim. harika sade kumaslar, keten agirlikli, koton, tul, dile benden ne dilersen ama kucuk porsiyonlarda... elimde resimle gitmeye karar verdim ve oradan ayrildim.
simit ve ajda bardakta cay molasindan sonra ikinci bloga gectim ve hole hali kestirmek icin bir dukkana girdim. bana gosterdikleri samur kartelasi ve ozellikle koko cesitleri cok guzeldi, boylece hem giris icin hem salon icin halilar ortaya cikmis oldu. bir gun onceden siparis veriyorsunuz, ertesi gun hazir. nasil bu kadar cabuk islediklerini anlamadim. belki bu yuzden bu kadar cok overlokcu ilani vardir, her bir yerde:)
butun bunlara ragmen elimde tasiyacak bir torbanin eksikligi ve huznu ile arabama dogru giderken vefa tekstil diye bir dukkan gordum. vitrinden gorduklerim gercek olamayacak kadar guzel desenler ve kumaslardi, iceride gorduklerim daha da guzel. 2 hafta once kenzo'da gordugum desenlere benzer desenlerden onlarca vardi ve ben birbirinden alakasiz 3 top kumas aldim. fiyatlari cok komikti. her girdigim dukkanda basim dondu, gercekten muhtesem kumaslar gordum. cogunun burada dokundugunu ve sadece yurtdisina satildigini biliyor muydunuz? ancak boyle aradiginiz zaman belirli dukkanlarda bulabiliyorsunuz. eve gelince bir tanesinden cok emin degildim. ama hic uzulmedim cunku gercekten bedavaya aldim. melis'in isi ve her gun kumaslarla muhattap olmak ne kadar zevkli olsa gerek. simdi anliyorum neden kumas gorunce cignemek, uzerinde ziplamak, koklamak gibi garip seyler yaptigini...
oradan artik metresim gibi gordugum recep ustaya gittim. bana koltuklarimin 10 gune hazir olacagini soyledi. hic bir zaman boyle tarihlere inanmiyorum. on diyorlarsa uzerine de 10 koymak lazim kanimca. o yuzden umitlenmedim.) yine de bir suru yol aldim, 4 hafta icinde cogu sey ele avuca gelir olacak.
cok yoruldum. eve gelip kendimi nutella kavanozunun icine attim. hem de yeni acilmis kocaman olaninin. bu ne perhiz bu ne lahana tursusu... guya yediklerime dikkat ediyorum. gelinlik diyeti. her gun 3 litre su, kol kaslari icin dumble hareketleri, bir haftadir agzima ekmek koymadim ve kendisini, karbonhidratlarin hepsini cok ozluyorum. ozledikce de nutella'ya siginiyorum. o kadar kotu olmamali:)
yarin maraton devam ediyor. sirasiyla inside, sisli gedik cam, yesilkoy i-deco fuari. bu tempoya cok alistim, cok hosuma gidiyor devamli yapacak bir seyim olmasi, bittigi zaman gecici bir bunalima girebilirim. gedik cam'i bin kisi tavsiye etti, ilk basta burun kivirdim ama web sitesinde bi kac cok guzel sey var, yakindan gormek lazim. bu arada hangi yabanci magazaya girsem, hangi dergiyi karistirsam, cam sehpalar, zigonlar, mono blok halinde kahve sehpalari, her yerde. 1 seneye kesin cam yine cok moda olucak. ben oturma odasi icin mono-blok bir sehpa, calisma odasi icin bir orta yuvarla masa ve siteden begendigim iki ayna icin gidiyorum.
allah'im keske dekorator olsaydim!!!!
4 Mart 2008 Salı
room of one's own


yatak odamı buldum. odamızı. nefesimi tutarak sevgilimle paylaştım, nasıl olduğunu anlamadan ilk defa ilk denemede ortak bir paydada buluştuk mobilya konusunda. yerde aradım, gökte aradım, italya'dan mila'nin beynini sisirdim bana yatak da yatak diye ve levent cantori'de buldum. (http://www.cantori.it/) once sifonyeri, oradan komodinleri oradan yatak basi derken hepsi tam hayal ettigim gibi. cantori yeni acildi, arte design'in icinde. sadece yatak odalari degil, getirdikleri her sey pek guzeldi. bir kac tur daha atmak isteyebilirim. sekiz hafta sonra gorusmek uzere ilk odamiz. odayi begendikten sonra su an odada hali hazirda duran ve haftalardir, hatta ilk gordugumden beri beni rahatsiz eden duvar kagidindan kurtulmam icin kendime bir bahane bulmus oldum. bu duvar kagidi meselesi ruyama bile girdi. ruyamda ellerimle duvar kagidini kazyorum, yerine badana yapiyorum ama tam ortasinda pisman oluyorum, sonra yeniden sokmeye calisiyorum. nesi beni rahatsiz etti bilmiyorum, neden onunla barisamadim. belki enerjisini sevmedim, onceden baskasinin odasina ait olmasi fikrini. simdi ferah ve neseli bir kagit ve voila...
duvar kagidi icin www.lot.com.tr ye gidiyorum. inanilmaz neseli ve insanin icini acan duvar kagitlari var. benim favorim nina campbell. kendi sitesinde lot'ta satilan bazi modeller var. salon icin begendigimin resmi yukarida; ortadan serit gecen, dantel gibi ama farkli bir rengi. oda icin hayal ettigim ise diger resim gibi...
3 Mart 2008 Pazartesi

nutella demişken. chocolate and zucchini'den nutellalı dondurma tarifi çok basit. dondurma makineniz varsa eğer:) http://chocolateandzucchini.com/
soğan çorbası tarifim
tek başıma yaşamaya başladığımdan beri bir türlü beceremediğim yegane şey: pilav. ne yapsam olmadı, ya çok lapa, ya çok kuru ve en sonunda bir süre önce pes ettim. geçen hafta neden pes ettiğimi bulmaya ve bu fobimin üzerine gitmeye karar verdim. altı üstü pilav diyerek işe koyuldum. çeyizimden bir adet döküm pilav tenceresini ortaya koydum ve elimdeki tarifi olduğu gibi uyguladım. voila! meğer keramet benim hünerli ellerimde değil tenceredeymiş. o geceden beri her akşam bir çeşit pilav yapma telaşındayım. kuş üzümlü, bademli, yok efendim havuçlu acaba nasıl olur... yeni yıldan beri her hafta en az bir değişik yemek, iki ise bilindik ama menü halinde sunabileceğim yemekleri deniyorum. bu kadar boş zamanım olunca yaptığım yemekleri günlere ayırmaktan-karb günü, sebze günü, et akşamı, take out..- ve sonra tarif defterine eklemek de garip ve takıntılı bir zevk olmaya başladı. bu sırada aptal bir şarkı da çalarsa ne ala, çalmazsa bir yandan kendim söylüyorum, bir yandan pirinçlerin ahenkle dans edişlerini seyrediyorum. amaç; evlendiğim zaman şakkkkk diye ortaya atacağım bir kozum, dizi dizi yemeklerim olsun ve sudan çıkmış balığa dönmeyeyim.
elim değmişken sizlere özel soğan çorbası tarifimi vereyim. efenim, soğanları mini mini dograyın, cooook hafif ateste, tereyagi ilen agir agir, yakmadan, eriyene kadar pisirin, cok az etsuyu ekleyin. boyle bi 30-40 dk sonra, onu derince bi kaba koyup, bi kalin dilim ekmek, bi corba (ama cok az sulu yani), uzeri booooooool parmezan, verin firina... kocanız size hiç olmadığı kadar bağlanacak:)))
söz yemekten açılmışken... bugün uzun bir aradan sonra makro'nun koridorlarında kısa bir yürüyüş yaptım ve evli ve çalışan ve vakti olmayan veya benim gibi kocasına evlendiklerinden itibaren 3 ay içinde kilo verdirmek gibi yüce bir emeli olan bayanlar, baylar ve ortada kalanlar için harika şeyler buldum. örneğin, çorba ve her türlü yemekte et ve tavuk suyuna bayılan ama saatlerce tavuk suyu hazırlamak ve depolamak için yeterli motivasyonu olmayanlar ve bulyon kelimesinden bile nefret edenler için, yüzde yüz doğal, hiç bir katkı maddesi bulunmayan ve her türlü sertifikaya sahip(inanın bana hepsini biliyorum sahip olmaları gereken sertifikaların, ben kül yutmam, organik benden sorulur:)) cam kavanozda tavuk ve et suyu. sıvı halde olması mükemmel. bu akşam pilavda denedim, çok güzel bir lezzeti var. ikinci olarak, hayatında ilk nutella kaşığını ağzına stresli ve tatlı desteğine ihtiyaç duyduğu anda bundan sadece 2 haftacık önce atan ve o saniyeden sonra hayatı hiç aynı olmayan ama aman acaba içindeki yağ hidrojene mi, ya fındık sahteyse gibi saçma sorular yüzünden nutella keyfini sindiremeyen bendeniz gibi zavallılar için: (hazır mısınız arkadaşlar?) organik nutellaaaaa!!! ismini yazmadım, organik nutella olarak kayıtlara geçtim çünkü evde hali hazırda bir koca kavanozum var ve fiyatına alışmam için süre lazım. üççç: yine yüzde yüz doğal, sıfır katkı maddeli hazır çorba ama bildiğimiz gibi değil, cam bir kavanozun içinde, dilediğiniz kadarını alıp suya atıyorsunuz ve kaynatıyorsunuz, 15 dakikada hazır. o da test edildi onaylandı, tüm testlerden geçti ve bu gece denedim, tadı muhteşemdi. ben toyga çorbasını aldım, nohutlu naneli yoğurtlu. markaları için mutfağa gitmem gerekiyor, ben ise üşeniyorum o yüzden siz üşenmeyin ve makro'ya gidin. çorbası ile övünen kaynananıza güzel bir hodri meydan, nutella diye ağlayan bebenize güzel bir emzik aperatifi, tavuk suyu için tüm gün mutfakta tavuğun bacakları ve uzuvları ile uğraşma derdine bir son!
mutlu bir evliliğin/kocanın/kaynananın kalbine giden yol güzel yemeklerden geçer. en azından benimkinin. onu ağıma düşürmek için sushi ve enginar yetmişti. ayrı gecelerde tabii...
ps: gerçek çorbanın tadını hiç bir şeye değişmem.
elim değmişken sizlere özel soğan çorbası tarifimi vereyim. efenim, soğanları mini mini dograyın, cooook hafif ateste, tereyagi ilen agir agir, yakmadan, eriyene kadar pisirin, cok az etsuyu ekleyin. boyle bi 30-40 dk sonra, onu derince bi kaba koyup, bi kalin dilim ekmek, bi corba (ama cok az sulu yani), uzeri booooooool parmezan, verin firina... kocanız size hiç olmadığı kadar bağlanacak:)))
söz yemekten açılmışken... bugün uzun bir aradan sonra makro'nun koridorlarında kısa bir yürüyüş yaptım ve evli ve çalışan ve vakti olmayan veya benim gibi kocasına evlendiklerinden itibaren 3 ay içinde kilo verdirmek gibi yüce bir emeli olan bayanlar, baylar ve ortada kalanlar için harika şeyler buldum. örneğin, çorba ve her türlü yemekte et ve tavuk suyuna bayılan ama saatlerce tavuk suyu hazırlamak ve depolamak için yeterli motivasyonu olmayanlar ve bulyon kelimesinden bile nefret edenler için, yüzde yüz doğal, hiç bir katkı maddesi bulunmayan ve her türlü sertifikaya sahip(inanın bana hepsini biliyorum sahip olmaları gereken sertifikaların, ben kül yutmam, organik benden sorulur:)) cam kavanozda tavuk ve et suyu. sıvı halde olması mükemmel. bu akşam pilavda denedim, çok güzel bir lezzeti var. ikinci olarak, hayatında ilk nutella kaşığını ağzına stresli ve tatlı desteğine ihtiyaç duyduğu anda bundan sadece 2 haftacık önce atan ve o saniyeden sonra hayatı hiç aynı olmayan ama aman acaba içindeki yağ hidrojene mi, ya fındık sahteyse gibi saçma sorular yüzünden nutella keyfini sindiremeyen bendeniz gibi zavallılar için: (hazır mısınız arkadaşlar?) organik nutellaaaaa!!! ismini yazmadım, organik nutella olarak kayıtlara geçtim çünkü evde hali hazırda bir koca kavanozum var ve fiyatına alışmam için süre lazım. üççç: yine yüzde yüz doğal, sıfır katkı maddeli hazır çorba ama bildiğimiz gibi değil, cam bir kavanozun içinde, dilediğiniz kadarını alıp suya atıyorsunuz ve kaynatıyorsunuz, 15 dakikada hazır. o da test edildi onaylandı, tüm testlerden geçti ve bu gece denedim, tadı muhteşemdi. ben toyga çorbasını aldım, nohutlu naneli yoğurtlu. markaları için mutfağa gitmem gerekiyor, ben ise üşeniyorum o yüzden siz üşenmeyin ve makro'ya gidin. çorbası ile övünen kaynananıza güzel bir hodri meydan, nutella diye ağlayan bebenize güzel bir emzik aperatifi, tavuk suyu için tüm gün mutfakta tavuğun bacakları ve uzuvları ile uğraşma derdine bir son!
mutlu bir evliliğin/kocanın/kaynananın kalbine giden yol güzel yemeklerden geçer. en azından benimkinin. onu ağıma düşürmek için sushi ve enginar yetmişti. ayrı gecelerde tabii...
ps: gerçek çorbanın tadını hiç bir şeye değişmem.
2 Mart 2008 Pazar
marriage...
Love is blind, but marriage restores its sight.
Georg C. Lichtenberg
Never trust a husband too far, nor a bachelor too near.
Helen Rowland
My husband and I have never considered divorce... murder sometimes, but never divorce.
Joyce Brothers
A successful marriage requires falling in love many times, always with the same person.
Mignon McLaughlin
To keep your marriage brimming,With love in the loving cup,Whenever you're wrong admit it;Whenever you're right shut up.
Ogden Nash
Marriage is the triumph of imagination over intelligence.
Oscar Wilde
Love: a temporary insanity, curable by marriage.
Ambrose Bierce
Georg C. Lichtenberg
Never trust a husband too far, nor a bachelor too near.
Helen Rowland
My husband and I have never considered divorce... murder sometimes, but never divorce.
Joyce Brothers
A successful marriage requires falling in love many times, always with the same person.
Mignon McLaughlin
To keep your marriage brimming,With love in the loving cup,Whenever you're wrong admit it;Whenever you're right shut up.
Ogden Nash
Marriage is the triumph of imagination over intelligence.
Oscar Wilde
Love: a temporary insanity, curable by marriage.
Ambrose Bierce
...
nerede kalmıştık unuttum. araya binlerce şey girdi. artık her şey bir hayal olmaktan çıkıp, gerçek hallerine bürünmeye başlıyor. hayalimdeki konsolun gerçeği acaba nasıl duracak, koltukların kumaşı konusunda doğru mu yaptım, duvar kağıdını kocam da beğenecek mi, derken devamı gelen sorular yumağı, üzerine basık ve yarı gamlı bir psikoloji de eklenince gerçekten korkutucu olabiliyor. iki haftada yapılacak majör işlerin hemen hepsini tek başıma yapmak zorunda kaldım. fikrine güvendiğim arkadaşlarımın ya işleri vardı, ya denk gelmedi ya da ilgilerini çekmedi ve ben soru işaretleri arasında boğuşurken kendimce evle ilgili bir çok şeyi hallettim. güzel olmaları için dua ediyorum.
aslında binlerce şey için dua ediyorum. gerçek anlamda hem de. çoğu gece duamın ortasında uyuyakalıyorum, nerede başlayıp nerede bittiğimi unutuyorum, genellikle yardım istiyorum, içimi dökmek istiyorum ve mobilyalardan çok bir başıma bu kadar uğraşıp ince ince yaptığım evimde mutlu ve her şeyden uzak neşeli, huzurlu olabilmek için yardım istiyorum. daha bir bu kadar şey daha var. efendim elektrikler ne durumda, mutfak iyice temizlendi mi, yatak odasına nasıl bir duvar kağıdı koymalıyım gibi şeyler, beni yormaktan çok inanılmaz kafamı meşgul ediyor ve endişelenmem gereken bir sürü şeyden alı koyuyor. dekorasyon strese çok iyi geliyor:) çocukken stresime en iyi gelen şey resim yapmak ve alakasız renklerle yaptığım resimleri boyamaktı. dün gece elimdeki ev planını pastel boyalarımla üç boyutlu bir hale getirdim, tamamlamam saatlerimi aldı ama bittiğinde ben inanılmaz gevşemiştim. değişmemişim.
bir sabah uyanmak ve kendimizi yeni yatak odamızda olmak, balkondan dışarı bakarken herşeyi geride bırakabilmiş olmak, yeniden korkmadan kahkaha atabilmek şimdilik en büyük hayalim. o zaman geriye, ne kadar güçlü olduğuma, bütün bu toz dumandan tek başıma ve bütüm kibirimle çıkabildiğime, sevdiğim insana verebildiğim cesarete bakıp gülümseyeceğim. en azından bunu çok iyi biliyorum. bana hayatımdaki pek çok şeyin değerini öğrettiği için toz duman diye tarif ettiğim bu sıkışıklıklara teşekkür etmem lazım. etrafımda bir sürü insan kocası ile gülümseyebilmenin değil, saflığı bozulmuş başka hayallerin peşinde koşarken, ben de diyorum, onlardan biri olabilirdim, yanılabilirdim ve öğrenmemiş olabilirdim, nafile telaşların anlamsızlığını, zevk almayabilirdim kurduğum hayalden bir gün, bunca emek vermeseydim, tanımayabilirdim insanları, ne şartlar altında yanımda durduklarını veya durmadıklarını, duracağını sandıklarımın umursamayabileceklerini ve böyle bir zorunlulukları olmadığını, kendimi ama en çok da yaşlanmayı seçtiğim insanı. şimdi biliyorum her sorumun cevabını, yolun sonunda beni büyük bir ödülün beklediğini ve de bir kere daha ona aşık olduğumu, sıkılmadığımız zamanlarda olduğumdan çok daha fazla, bambaşka bir erkek keşfettiğimi diğerinin içinde yaşayan.
gerçek hayata dönersem, şu an aklımda şekillenmemiş tek yer yatak odası. nereye baksam güzel bir yatak başı veya yatak başına gidebilecek komodin göremiyorum. her gördüğüm ya çok ağdalı, ya genç kız odası gibi fazla renkli, ya çok uçuk fiyatlı ya da korkunç... karşıma çıkması umudu ile gezip duruyorum o komodinlerin:) ha bir de mutfak masası! bir arkadaşım yok ki bana italyan yatak örnekleri resimleri göndersin...
aslında binlerce şey için dua ediyorum. gerçek anlamda hem de. çoğu gece duamın ortasında uyuyakalıyorum, nerede başlayıp nerede bittiğimi unutuyorum, genellikle yardım istiyorum, içimi dökmek istiyorum ve mobilyalardan çok bir başıma bu kadar uğraşıp ince ince yaptığım evimde mutlu ve her şeyden uzak neşeli, huzurlu olabilmek için yardım istiyorum. daha bir bu kadar şey daha var. efendim elektrikler ne durumda, mutfak iyice temizlendi mi, yatak odasına nasıl bir duvar kağıdı koymalıyım gibi şeyler, beni yormaktan çok inanılmaz kafamı meşgul ediyor ve endişelenmem gereken bir sürü şeyden alı koyuyor. dekorasyon strese çok iyi geliyor:) çocukken stresime en iyi gelen şey resim yapmak ve alakasız renklerle yaptığım resimleri boyamaktı. dün gece elimdeki ev planını pastel boyalarımla üç boyutlu bir hale getirdim, tamamlamam saatlerimi aldı ama bittiğinde ben inanılmaz gevşemiştim. değişmemişim.
bir sabah uyanmak ve kendimizi yeni yatak odamızda olmak, balkondan dışarı bakarken herşeyi geride bırakabilmiş olmak, yeniden korkmadan kahkaha atabilmek şimdilik en büyük hayalim. o zaman geriye, ne kadar güçlü olduğuma, bütün bu toz dumandan tek başıma ve bütüm kibirimle çıkabildiğime, sevdiğim insana verebildiğim cesarete bakıp gülümseyeceğim. en azından bunu çok iyi biliyorum. bana hayatımdaki pek çok şeyin değerini öğrettiği için toz duman diye tarif ettiğim bu sıkışıklıklara teşekkür etmem lazım. etrafımda bir sürü insan kocası ile gülümseyebilmenin değil, saflığı bozulmuş başka hayallerin peşinde koşarken, ben de diyorum, onlardan biri olabilirdim, yanılabilirdim ve öğrenmemiş olabilirdim, nafile telaşların anlamsızlığını, zevk almayabilirdim kurduğum hayalden bir gün, bunca emek vermeseydim, tanımayabilirdim insanları, ne şartlar altında yanımda durduklarını veya durmadıklarını, duracağını sandıklarımın umursamayabileceklerini ve böyle bir zorunlulukları olmadığını, kendimi ama en çok da yaşlanmayı seçtiğim insanı. şimdi biliyorum her sorumun cevabını, yolun sonunda beni büyük bir ödülün beklediğini ve de bir kere daha ona aşık olduğumu, sıkılmadığımız zamanlarda olduğumdan çok daha fazla, bambaşka bir erkek keşfettiğimi diğerinin içinde yaşayan.
gerçek hayata dönersem, şu an aklımda şekillenmemiş tek yer yatak odası. nereye baksam güzel bir yatak başı veya yatak başına gidebilecek komodin göremiyorum. her gördüğüm ya çok ağdalı, ya genç kız odası gibi fazla renkli, ya çok uçuk fiyatlı ya da korkunç... karşıma çıkması umudu ile gezip duruyorum o komodinlerin:) ha bir de mutfak masası! bir arkadaşım yok ki bana italyan yatak örnekleri resimleri göndersin...
14 Şubat 2008 Perşembe
komşumu tanıyorum!
akşamüstü gelen bir mail üzerine ilkokul, ortaokul ve lise arkadaşlarımdan bir tanesiyle komşu olacağımı, benim hemen üst dairemde oturduğunu öğrendim. hayat garip tesadüflerle dolu. badana vs işler için müstakbel evimize gidip gelirken çok kereler üst kata çıkma ve kapıyı çalma isteği geldi içimden, anlamsızca. belki apartmanda sadece 3 dolu ev olduğu ve ben komşumu tanımak istediğim için ama hep merdivenlerin ilkinde caydım ve geri döndüm, yeteri kadar sosyal olmadığıma kanaat getirip. üst katımda üçüz sahibi bir ilkokul arkadaşımın yaşaması tatlı bir fikir.) bir yandan da felaket komşu hikayeleri geliyor aklıma, hemen senaryolar yazılmaya başlıyor, yok efendim aslında çok kötü kalpli bir komşuymuş ve hiç geçinemezmişiz, inanılmaz gürültü yaparlarmış bla bla bla:))) sanmıyorum.
13 Şubat 2008 Çarşamba
happy valentines!
happy valentines!
sevgililer gününden haz almıyorum. bunu daha önceki bloglarımda binlerce kere yazdım. plastik kalpler, sentetik iç çamaşırları, yapmacık yemekler, diğer günler torbaya girmiş gibi, çirkin oyuncaklar... ama hediye almaya varım!
geçen seneden sonra ise 14 şubat'ın başka bir anlamı var benim için, onu başka türlü sevmemi sağlayan. geçen sene bugün, evlenme teklifim somut bir hal aldı ve sevgilim herkesin içinde vermekten utanacağı için arabada bana bir yüzük hediye etti. bir turun üzerinden iki tane minicik kalp geçen. biri benmişim, biri de o. o güne karşı aynı hisleri beslediğimiz için, sevgililer sokağa dökülmeden henüz, bir balıkçıda kutladık baş başa ve akşam fenerbahçe maçı için ayrıldık, ben evime, o maça...
yarın için ona hediyem, minyatür bir yarış arabası, el kadar. benzinciye her girdiğimizde oyuncak arabasını almak için üşenmeden sıraya giren sevgilim ve büyümesini hiç istemediğim içindeki çocuk için, daha güzeli. benim sevgilileri günü hediyem ise evimiz.
benim en büyük sevgilerim babam, kardeşim, annem, arkadaşlarım aynı zamanda. sevene, sevmeyene, happy valentine daze!
sevgililer gününden haz almıyorum. bunu daha önceki bloglarımda binlerce kere yazdım. plastik kalpler, sentetik iç çamaşırları, yapmacık yemekler, diğer günler torbaya girmiş gibi, çirkin oyuncaklar... ama hediye almaya varım!
geçen seneden sonra ise 14 şubat'ın başka bir anlamı var benim için, onu başka türlü sevmemi sağlayan. geçen sene bugün, evlenme teklifim somut bir hal aldı ve sevgilim herkesin içinde vermekten utanacağı için arabada bana bir yüzük hediye etti. bir turun üzerinden iki tane minicik kalp geçen. biri benmişim, biri de o. o güne karşı aynı hisleri beslediğimiz için, sevgililer sokağa dökülmeden henüz, bir balıkçıda kutladık baş başa ve akşam fenerbahçe maçı için ayrıldık, ben evime, o maça...
yarın için ona hediyem, minyatür bir yarış arabası, el kadar. benzinciye her girdiğimizde oyuncak arabasını almak için üşenmeden sıraya giren sevgilim ve büyümesini hiç istemediğim içindeki çocuk için, daha güzeli. benim sevgilileri günü hediyem ise evimiz.
benim en büyük sevgilerim babam, kardeşim, annem, arkadaşlarım aynı zamanda. sevene, sevmeyene, happy valentine daze!
11 Şubat 2008 Pazartesi
gelinliğim

bugün gelinlik denedim, ilk defa. ne kadar zevkliymiş, giymek, çıkartmak ve hayallere dalmak...
bunun benim gelinliğim olacağını, ilk gördüğüm an biliyordum ve üzerime gerçeğini giydiğimde, bir kere daha anladım. heyecanlanma özürlü ben, elim ayağıma dolandı, gözlerim doldu çocuk gibi ve kimse anlamasın diye kırpıştırdım durdum, kendime bakmaktan kendimi alamadan, aynadan.
kendime baktım, kolumda sevdiğimi hayal ettim, 3 seneyi düşündüm, nereden nereye diye geçirdim içimden, beni öyle görmesini istedim, gururlanmasını, benimle, bizimle...
şarkım
TutukluSöz-Müzik:Sezen Aksu
Ne Senden ÖncesiNe Senden SonrasiNe Senden ÖncesiNe Senden Sonrasi
Ayrilik Aman Ölümden Yaman
Geçmiyor Zaman Geçmiyor
Ne Anam, Babam
Ne Hoş Hatiram
Yetmiyor Canim Yetmiyor
Ben Sende Tutuklu Kaldim
Kendi Hayatimdan Çaldim
Yedi Cihan Dolandim
Bana Misin Demiyor
Ben Sende Tutuklu Kaldim
Kendi Hayatimdan Çaldim
Yedi Cihan Dolandim
Bana Misin Demiyor
Sakladim Gözlerimi
Sustum Hep Sözlerimi
bugün arabada eve dönerken bu şarkı çalmaya başladı. ne zaman dinlesem aklıma sevdiğim insanı getiren ve onunla içine girdiğim uzun yolculuğu. nerelerden nerelere nasıl geldiğimizi ve geride bıraktığımız tadı damağımda kalan o güzel günleri. bu şarkının onu bana getirdiğini hiç söylemedim ona. hepsini bilse de, içimden geçeni. bazen insan içinden hissedip, dışından söylemek istemiyor, onda saklı kalsın istiyor. ama karar verdim, ilk fırsatta fırtınalı kavgalarımızın sonunda bu şarkının o demek olduğunu ona anlatmaya. hiç romantik olmayan bir erkeğe, ama ne gam...
Ne Senden ÖncesiNe Senden SonrasiNe Senden ÖncesiNe Senden Sonrasi
Ayrilik Aman Ölümden Yaman
Geçmiyor Zaman Geçmiyor
Ne Anam, Babam
Ne Hoş Hatiram
Yetmiyor Canim Yetmiyor
Ben Sende Tutuklu Kaldim
Kendi Hayatimdan Çaldim
Yedi Cihan Dolandim
Bana Misin Demiyor
Ben Sende Tutuklu Kaldim
Kendi Hayatimdan Çaldim
Yedi Cihan Dolandim
Bana Misin Demiyor
Sakladim Gözlerimi
Sustum Hep Sözlerimi
bugün arabada eve dönerken bu şarkı çalmaya başladı. ne zaman dinlesem aklıma sevdiğim insanı getiren ve onunla içine girdiğim uzun yolculuğu. nerelerden nerelere nasıl geldiğimizi ve geride bıraktığımız tadı damağımda kalan o güzel günleri. bu şarkının onu bana getirdiğini hiç söylemedim ona. hepsini bilse de, içimden geçeni. bazen insan içinden hissedip, dışından söylemek istemiyor, onda saklı kalsın istiyor. ama karar verdim, ilk fırsatta fırtınalı kavgalarımızın sonunda bu şarkının o demek olduğunu ona anlatmaya. hiç romantik olmayan bir erkeğe, ama ne gam...
10 Şubat 2008 Pazar

geçtiğimiz cumartesi bütün günümüzü mobilya bakmak için ayırdık. ilk defa ikimiz, sevgilim ve ben birlikte bakacağımız için ben çok heyecanlıydım. haftalardır gezdiğim, gördüğüm ve gözüme kestirdiklerimi gösterecektim ve de onun tarzını belki biraz anlayacaktım. ilk durağımız pelit oldu, bir kutu pizza ve vişne suyunu katık edip yola koyulduk. önceden beğendiğim ve fis kos köşesi için istediğim koltukların olduğu mağazaya girdik. hiç itiraz etmeden hemfikir oldu benimle ve ilk koltuklarımızı aldık. ikinci durağımız cumartesi günü kapalıymış. yine de yılmadım ve aynı markayı satan başka bir mağazaya götürdüm. gosterdiklerimin *hepsi erkeksiydi* sadece bir tanesini beğendi ve bir diğerini beni kırmamak için beğendiğini hissettim. oradan çıktıktan sonra önünden yüz kere de geçsem uğramayacağım bir dükkanı gösterdi ve görmek istedi. ağdalı ingiliz mobilyaları, tanesi 2500 avroya satılan ağır, ihtişamlı ve de gereksiz aplikler, püsküllerle dolu bir dükkanın içinde 10 dakika gezdikten sonra bana chester bir koltuk işaret etti ve "işte hayalimdeki koltuk" dedi. o anda dünya ayağımın altından kaydı, zaman durdu, gözlerim kamaştı, tansiyonum indi ve çıktı. benim sevgilim, ağdalı her şeyden nefret eden, hep modern şeylerden ne kadar hoşlandığından bahseden ve beni delirten, chester modeli kapitone, karpuz kollu bir koltuğun mu hayalini kuruyordu yani? o anda, bir daha onunla ilgili hiç bir kesin fikre sahip olmamaya ve benim sevdiğim erkeği hiç tanımadığıma karar verdim. chester ve o? işin kötüsü, bir zamanlar, evimle ilgili ilk hayal kurmaya başladığımda, benim de en sevdiğim modeldi, istediğim evimde görmeyi. ama ben ona sormadan, bu fikrimden nefret edeceğini düşünerek kendimi çoktan soğutmuşken, şimdi, chester? erkekler...
ilk beraber deneyimimiz az hasarlı ama manevi olarak yorucu geçti. akşamüstü kendimizi bir kafeye attık, hiç konuşmadan bir kadeh şarap içip, yeniden denemeye karar verdik. bir şişeden sonra her konuda hem fikirdik. evet, chester, neden olmasındı...)
8 Şubat 2008 Cuma
bırrrr
dün boyacılar evimize girdi. 1 hafta sonra bitecek. yani, başladı herşey. devamlı gitmek, neler yapıyorlar görmek istiyorum, altı üstü boya olsa da. yarın sevgilimle beraber ilk mobilyamızı alıcaz. pazartesi gelinlik bakma faslı başlıyor. acaba yakışacak mı? şimdi heyecanlanmaya başladım.
5 Şubat 2008 Salı
gercekler acidir!
benimle ayni yaslari paylasan ve yakin zamanda evlenen 3 tanidigim bosandi veya bosaniyor. bir tanesi henuz bosanmadan kendine bir baska ve bu sefer cok zengin bir koca buldugu icin gerek gormedi ve fakat diger ikisi ciddi rakamlar talep ederek muradlarina erdiler veya ermek uzereler. onlarla konustugumda gerekcelerini hakli buluyorum. bulmak icin caba sarf ediyorum. belki gercekten bazi seylerin bedeli olmali. bir insani acitamadiginiz noktada, para tuz olabilir yaraya ama kendi kendime kaldigimda ve dusundugumde, sadece bir sene boyunca varligimi onunla paylastim diye bana karsiliginda para odemek zorunda kalmasi cok garip ve de cok ucuz geliyor.
kendimi hayal edemiyorum ama yapmak istedigim en son sey, hele ki boylesi bas agrisi durumlarda bir baskasini yargilamak. diyecegim o ki, eger gercek bir evlilik hazirligi blogundaysaniz, gercek evlilik kesitlerine de hazir olun, hayat her zaman toz pembe degil!
kendimi hayal edemiyorum ama yapmak istedigim en son sey, hele ki boylesi bas agrisi durumlarda bir baskasini yargilamak. diyecegim o ki, eger gercek bir evlilik hazirligi blogundaysaniz, gercek evlilik kesitlerine de hazir olun, hayat her zaman toz pembe degil!
evlilik röportajı...

postlarıma baktım ve buranın evlilik hazırlıklarından cok arada sırada alışveriş bloguna benzediğini düşündüm. evlilik hazırlıkları sadece çeyiz alışverişinden ibaret değil elbette!.. ilişkimin en güzel zamanları, birbirimize ingilizce'de "head over heels" diye tabir edilen şekilde aşık olduğumuz ve ne arkadaşlarımız, ne diğerleri, kimsenin ne dediğine aldırmadan birbirimizi yaşadığımız zamanlardı. (en yakın arkadaşım korkunç bir hata yaptığım konusunda beni uyarmıştı!) o zamanlar birbirimize çektiğimiz mesajları hala saklıyorum, özellikle büyük kavgaların sonrasında onları okumak en hastalıklı zevkim...
aşkım hiç bir zaman bitmedi, ama zamanla yorulduğu devreler, doğanın kanunu, oldu. bu devrelerin bazılarında gitmeyi düşündüm, bazılarında gitmesini istedim, bazılarında ikisinin de kaçmaktan başka bir şey olmayacağına karar verdim ve hepsinde kaldım. şimdi bambaşka ve bence en zor devresindeyiz, aşkımızın ve arkadaşlığımızın. haziran ayında ona, gelin ve damadı trapez üzerinde birbirlerine ilerlerken gösteren bir kart almıştım. o kartı hiç vermedim, demek ki belki de kendime almışım. işte şimdi, incecik bir trapez, ve biz birbirimize doğru ilerliyoruz. heyecanımı yaşayamıyorum çünkü korkuyorum, nasıl bir serüvene atıldığımı bilmiyorum, geride bırakacaklarımı özlemekten, bir gün "ah be" demekten, veya dedirtmekten, becerememekten, çuvallamaktan, babamı hayal kırıklığına uğratmaktan, kendimin hayallerinin yetmemesinden, kocam için bir gün sıradanlaşmaktan, ona artık zevk, keyif, neşe vermemekten ve daha binlerce şeyden. belki de sadece veda etmekten.
babam bana evliliğin çok fazla zeka gerektiren bir satranç oyunu olduğunu ve hamlelerime şimdiden başlamam gerektiğini söyleyip duruyor. belki de haklıdır, her şey insanın kendi elindedir, bir evliliği güzelleştirmek, diğerine rağmen veya çamurlara bulamak...
bu röportajı aylar önce sabah gazetesi'nde okumuştum ve çok hoşuma gitmişti. daha önce sıkılıdığım bir dönemde ziyaret ettiğim ve bana çok yardım eden özkan pektaş'ı google larken yeniden denk geldim. bence evlilik hazırlıkları yapanların atlamaması gereken bir röportaj!
http://www.kigem.com/content.asp?bodyID=3418
aşkım hiç bir zaman bitmedi, ama zamanla yorulduğu devreler, doğanın kanunu, oldu. bu devrelerin bazılarında gitmeyi düşündüm, bazılarında gitmesini istedim, bazılarında ikisinin de kaçmaktan başka bir şey olmayacağına karar verdim ve hepsinde kaldım. şimdi bambaşka ve bence en zor devresindeyiz, aşkımızın ve arkadaşlığımızın. haziran ayında ona, gelin ve damadı trapez üzerinde birbirlerine ilerlerken gösteren bir kart almıştım. o kartı hiç vermedim, demek ki belki de kendime almışım. işte şimdi, incecik bir trapez, ve biz birbirimize doğru ilerliyoruz. heyecanımı yaşayamıyorum çünkü korkuyorum, nasıl bir serüvene atıldığımı bilmiyorum, geride bırakacaklarımı özlemekten, bir gün "ah be" demekten, veya dedirtmekten, becerememekten, çuvallamaktan, babamı hayal kırıklığına uğratmaktan, kendimin hayallerinin yetmemesinden, kocam için bir gün sıradanlaşmaktan, ona artık zevk, keyif, neşe vermemekten ve daha binlerce şeyden. belki de sadece veda etmekten.
babam bana evliliğin çok fazla zeka gerektiren bir satranç oyunu olduğunu ve hamlelerime şimdiden başlamam gerektiğini söyleyip duruyor. belki de haklıdır, her şey insanın kendi elindedir, bir evliliği güzelleştirmek, diğerine rağmen veya çamurlara bulamak...
bu röportajı aylar önce sabah gazetesi'nde okumuştum ve çok hoşuma gitmişti. daha önce sıkılıdığım bir dönemde ziyaret ettiğim ve bana çok yardım eden özkan pektaş'ı google larken yeniden denk geldim. bence evlilik hazırlıkları yapanların atlamaması gereken bir röportaj!
http://www.kigem.com/content.asp?bodyID=3418
29 Ocak 2008 Salı
donna hay

hanimlar! baylar! yemek yapmayi seven ama nereden baslayacagini bilmeyenler! donna hay'den haberiniz var mi? benim iki sene once oldu. tariflerini uygulamak, ozellikle bes dakikada yapilabilecek tatli tariflerini cok kolay. kitaplarinda mutfak tekniklerine dair bir suru seyi ogretiyor. resimleri insanda tuketme istegi uyandiriyor, ac degilken bile yemek yemek veya yapmak...
ikea evimizin her seyi...

burcuma dair en belirgin ozelliklerden bir tanesi liste yapmak ve onlem almak.
yarin ikea'dan almam gerekenler listesini yaparken ikea'nin ingiltere listesine girdim ve yaklasik 2 saatimi orada gecirdim. burada sadece urunler degil, cesitli ip uclari, masa duzenleme fikirleri, mutfakta nelere ihtiyac duyulur rehberi, saklama cozumleri gibi onlarca sey var. mutfagini yenilemek isteyen varsa, ikea'da bence cok guzel secenekler var, inanilmaz uygun fiyatlara. en sevdigim yani, her zaman aldiklarimdan vazgecebilirim, baslarina bir sey geldiginde gunlerce dovunmeme gerek yok ve ufak bir ikea seyahatiyle bir anda her zaman kullandigim takimlara inanilmaz degisiklik katabilirim. biraz once, mesela, aylar once cok begenerek aldigim kahve fincani ve ona dahil olan genis tabagini eger istersem meyva tabagi ve fincani da muesli icin yogurtluk olarak kullanan bir resim gordum. acaba neden benim aklima gelmedi diye hayiflanmadim. bu hayatta hayiflanacak cok sey var!
http://www.ikea.com/ms/en_GB/complete_kitchen_guide/kitchen_guide/index.html
buradan siz de cok guzel fikirler edinebilirsiniz.
yuvayi disi kusun yapmasi fikri ceyiz yaparken anlam kazaniyor. mutfak, yatak odasi, bir ciftin belki de en fazla vakit gecirdigi yerler ve ikisi de kiz tarafina ait! ne kadar zevkli...
yarin ikea'dan almam gerekenler listesini yaparken ikea'nin ingiltere listesine girdim ve yaklasik 2 saatimi orada gecirdim. burada sadece urunler degil, cesitli ip uclari, masa duzenleme fikirleri, mutfakta nelere ihtiyac duyulur rehberi, saklama cozumleri gibi onlarca sey var. mutfagini yenilemek isteyen varsa, ikea'da bence cok guzel secenekler var, inanilmaz uygun fiyatlara. en sevdigim yani, her zaman aldiklarimdan vazgecebilirim, baslarina bir sey geldiginde gunlerce dovunmeme gerek yok ve ufak bir ikea seyahatiyle bir anda her zaman kullandigim takimlara inanilmaz degisiklik katabilirim. biraz once, mesela, aylar once cok begenerek aldigim kahve fincani ve ona dahil olan genis tabagini eger istersem meyva tabagi ve fincani da muesli icin yogurtluk olarak kullanan bir resim gordum. acaba neden benim aklima gelmedi diye hayiflanmadim. bu hayatta hayiflanacak cok sey var!
http://www.ikea.com/ms/en_GB/complete_kitchen_guide/kitchen_guide/index.html
buradan siz de cok guzel fikirler edinebilirsiniz.
yuvayi disi kusun yapmasi fikri ceyiz yaparken anlam kazaniyor. mutfak, yatak odasi, bir ciftin belki de en fazla vakit gecirdigi yerler ve ikisi de kiz tarafina ait! ne kadar zevkli...
finally
uzun zamandır yazmak icin bilgisayar basına oturuyorum, araya baska şeyler giriyor ve ben yazmadan kalkıyorum. son postumda bahsettigim ve cok begendigim evi sevgilim benden sonra tam 3 kere gezdi ve icine sinmedigine karar verdi. son kararş bana birakti ama ben onun hic gonlu olmadigini anlayacak kadar uzun suredir onunla beraberim ve yapmayi en son istedigim sey icine sinmeyen bir evde yasamaya onu zorlamak. o yuzden baska evler bakilmaya koyuldum ve en sonunda onun da cok sevecegi, daha genis ve ferah bir ev bulabildim. en onem verdigim seyler, kiranin YTL uzerinden olmasi, masraf gerektirmemesi, banyo ve mutfagin temiz olmasi vb. hepsi bu evde var. bundan 3 sene once evliligin e si benim aklimda yokken ama simdi yasadigim telaslari benim en yakin arkadasim yasarken kocasi, o ve ben bu eve yine beraber bakmistik! o zaman farkinda olmadan kocamla ilk oturacagim evi gezdigimi bilsem acaba neler hissederdim? evi bulmama apartmanin kapicisi yardimci oldu, bu sayede her sey cok cabuk halledildi. nasil hepsi bu kadar tikirinda gidebilir, kira nasi bu kadar uygun derken icimize kocaman bir kurt dustu ve biz o kurdun pesinden tapu dairesine kadar gittik. bir avukatin torunu, kizi, kardesi olmak insani zamanla paranoyak yapiyor! ama kardesim bunun zaten her sozlesmede yapilmasi gereken bir double check oldugunu bana anlatti, ozellikle de ihtilafli dairelerde... neyse. artik yeni bir evim var. sozlesmemiz yapildi. simdi yeni bir telas, stres, bana verilen isin altindan kalkabilecek miyim endisesi, butceyi zorlamamak icin yapilan ufak tefek hileler, pazarliklar, duvar kagidi tartismalari ama en cok kurulan hayallere bir adim daha yaklasmis olmak. persembe gunu anahtarlarimiz degisiyor, evim oldugunda kullanmak icin aldigim anahtarligim beni bekliyor. oyle bir evim olsun kiiii. yarin ikea'ya gidiyorum, evin en sevdigim bolmesi olan kilere kavanozlar, merdiven, aklima gelmeyen ama gelmesi artik farz olan killar tuyler icin. listeler son kez gozden geciriliyor, bazi seyler komik bulunup eleniyor, bazilari yenileniyor. bunlarin hepsi tatli heyecanlar.
bugun tattigim bir baska tur deneyim ise bana evliligin sadece tatli degil, bazen biraz eksi heyecanlarda da beraber el ele olabilmenin onemini yasatti. yasadigim 5 gunluk mini cehennemde sevdigim erkek, degil bir an elimi bir an elimi birakmak, umdugumdan, bekledigimden cok daha fazlasini bana verdi. bir gun her sey bitse, elimizde kalacak olan ve bir evliligi yasanmaya deger kilan seyler, bunlar... tesekkur ederim.
bugun tattigim bir baska tur deneyim ise bana evliligin sadece tatli degil, bazen biraz eksi heyecanlarda da beraber el ele olabilmenin onemini yasatti. yasadigim 5 gunluk mini cehennemde sevdigim erkek, degil bir an elimi bir an elimi birakmak, umdugumdan, bekledigimden cok daha fazlasini bana verdi. bir gun her sey bitse, elimizde kalacak olan ve bir evliligi yasanmaya deger kilan seyler, bunlar... tesekkur ederim.
8 Ocak 2008 Salı
fingers crossed
hayal ettiğim gibi, güzel bir enerjisi ve güzel banyoları olan bir ev buldum.) bu evde ne oyma var ne kakma, ne garip desenli banyolar, ne garip kokular. bir sürü hayal var! yarin hayallerim sönebilir veya yeniden canlanabilir, her sey benden sonra evi gorecek ve karari verecek olan "beyume" bağlı. fingers crossed... olmazsa yenilerini kurarım, ben bu işte artık ustayım. ama içimden bir ses, 2008 benim yılım olduğuna göre, her şeyin istediğim gibi olacağını söylüyor. o duvara şu resmi koyarım, tabaklar şuraya, buraya bir dolap, burada resimlerimiz, yatak odamız şöyle olsun, yatak başımız böyle, ya bebeğimiz olursa nasıl yaparız bla bla bla... hayal kurmak bedava!
6 Ocak 2008 Pazar
bana ev lazım!
cumartesi günü geçen haftanın bütün ağırlığını üzerimden atıp, annemi koluma takıp ev bakmaya çıktım, pazara çıkar gibi. sevgilimin işe uğraması gerekiyordu ve bu açıkçası benim çok işime yaradı çünkü bana hepsini gezip ona sadece beğendiklerimi söyleme imkanını verdi. ben de bana bu kadar güvenmesine güvenerek evden çıktım ama günün sonunda yeni ve zevkimize gçre bir ev bulabilmek ne mümkün... gittiklerimin hepsinde inanılmaz arabesk figürler vardı ve kiracı olacağımız için, el atamayacağımız türden figürler. apartmanın kokusuna ve tüm arabeskliğine rağmen bir tanesini çok beğendim ama içimde beni kemiren bir şey vardı. sanki elimdeki en iyisi o olduğu için kendimi beğenmeye şartlamışım gibi. yine de yılmadım ve bakmaya devam ettim. beni götürdükleri evlerin bazıları gerçekten çok eski, yerleri banyo fayansından yapılma, manzaralı diyerek gittiklerimiz diğer evlerin çatıları manzaralı vs vs.. idi. günün sonunda hava karardı ve bende ne istek ne de mecal kaldı. çektiğim bi ka resmi sevgilime gösterdim, en sonunda en beğendiğime ertesi gün bakmaya karar verdik. yolda, benim zevkimin normalin üzerinde olmasından dolayı hiç bir şey beğenmemekle beni suçladı. ben çok üzüldüm ama sesimi çıkartmadım. eve gittiğimizde koku hala duruyordu! ilk fark ettiği o oldu zaten. sonra evde benim kabul edilebilir dediğim garip vitraylara, değişik kristal tutacaklara, banyonun siyah beyaz fayanslarına ve holün ufaklığına bakınca, fikrini değiştirdi ve benim son derece optimist olduğuma karar verdi! tam o esnada evin belalı bir mafya babasına ait olduğunu öğrendik ve kıkırdayarak son şıkkımızı da eledik. salı günü yeniden, sabah erkenden yeni evler ama nedense hiç umudum yok!
evlenmek ne kadar zor bir işmiş, şimdi anlıyorum. sen aksan, seçenekler akmıyor, onlar aksa, iki işi arasında uzlaşamıyor, hep bir telaş, mobilya yetişecek mi, acaba hangisi daha güzel, ne eksiğim var, onlar zamanında ve gönlüme göre denk gelicek mi...
tek bildiğim bir an önce sevdiğim insanla aynı eve geçebilmeyi ve her sabah onun yanında uyanmak istediğim.
evlenmek ne kadar zor bir işmiş, şimdi anlıyorum. sen aksan, seçenekler akmıyor, onlar aksa, iki işi arasında uzlaşamıyor, hep bir telaş, mobilya yetişecek mi, acaba hangisi daha güzel, ne eksiğim var, onlar zamanında ve gönlüme göre denk gelicek mi...
tek bildiğim bir an önce sevdiğim insanla aynı eve geçebilmeyi ve her sabah onun yanında uyanmak istediğim.
4 Ocak 2008 Cuma
3 Ocak 2008 Perşembe
dont cry
31 Aralık akşamı, 11:30’da dedem gitti. Başından beri haz almadığım 2007, beraberinde onu da götürdü. En son bayramın birinci günü görmüştüm. Gideceğini biliyordum. Gözlerinden okunuyordu. Bakışı eksik, tatsız, gülüşü keyifsiz, hafızası ona oyunlar yaparken, bu şekilde burada çok fazla kalmayacağını…
90 yıl, dile kolay, yaşaması zor ve uzun bir süre. Ben ona baktığımda hiçbir zaman 90 yaşında bir tonton dede görmedim. Benim dedem Marmara Adası’nda benimle denize giren, beraber Çınaraltı’nda çekirdek çitlettiğim, her konuşmamızda Polimikya’da bıraktığı limon ağacını ve oradan nasıl düştüğünü anlatan, devamlı soru soran ve cevap bekleyen, her yaz aynı balkonda Emre ile beni yan yana koyup, arkamıza değişik bir fon koyma ihtiyacı bile hissetmeden resimlerimizi çeken, masalları kafasından attığını bilmeme rağmen anlamamış gibi dinlediğim, üzülmesin diye, tatil yapmayı her şeyden çok seven& her yaz tatilinde Salamis Bay otelden bana kartpostal atan ve her tatilde bana henüz Türkiye’de bulunmayan, kepek problemim olmamasına rağmen hediye olarak Head&Shoulders şampuan ve saç tokası getiren, yazdığım her yazıyı okuyan, notlar düşüp bana geri gönderen, bir dergi kendi, bir dergi de benden haberdar olması için büyük halam için alan, ona benden bahseden, hırslı, meraklı, çalışkan; henüz çocukken Kıbrıs’tan cebinde bir tek annesinin altın bileziklerinden gelen parayla bir gemiye binip burada yaşama atılan Nesimi idi. Kendine has kuralları, kendine has zaferleri, kendine has bir yaşamı olan, bana tüm olumsuz yanlarına rağmen, birisini olduğu gibi sevebileceğimi gösteren, lakırdıya bayılan, hayatının bir yerinde heyecanlanmak konusunda pes etmiş ve köşesine çekilmiş bir dedeydi… Babamdan ayrı dinlediğim, kardeşinden ayrı, kiminin bayıldığı kiminin uzak durduğu. Bunu görmediğim için yakın zamanda onun aslında çok yaşlandığını fark etmek, ansızın, beni çok incitti anlamadan.
Benim dedemdi. Ben onu çok sevdim, gerçek bir değer verdim, hayalimde bana her zaman neşeli, kahkaha dolu çocukluk günlerimi hatırlattığı için içimden hep teşekkür ettim ve ben, her ne kadar bana bile saçma gelse de bu yaşta bir dede için ağlamak, çok üzgünüm, hayatımın bir perdesi kapandığı ve ben onun nerede olduğunu, kimlere dokunduğunu, kimlerle gülüştüğünü bilemediğim için, resimlerde kalan tatlı anılarımız için…
Dün gece bunları düşünerek eve geldim ve geçen sene bana emanet ettiği çocukluk albümlerimize daldım. Bir gün nikah resimlerimi koymak için aldığım albümlerin bir tanesini kendime, bir tanesini kardeşime yaptım. Bir kuş oldum, dedemi buldum, beraber vapurla Marmara Adası Çınar Otel’e gittik, denize girdik, deniz sonrası ayaklarımızı su dolu oluğun içinde temizledik, akşamüstü için hazırlandık, biraz kitap okuduk yatakta, şekerleme yaptık, didiştik, terliklerimin içine çorap giymem konusunda, onun dediği oldu ve el ele büyük Çınar ağacının altına gittik futbol maçını seyretmeye, bana çekirdek aldı, ben sıkıldım ama sesimi çıkartmadım, oradan hayatımız hiç bitmeyecekmiş gibi devam etti, gün akşama, akşam geceye karıştı, masalların sonunu dinleyemeden uyudum ve reçine kokulu sabahlara uyandım, deniz, kum, Emre, babaannem, dedem ve ben… Hiç bitmeyecek, hep hatırlayacak gibi. Şimdi ise dedem yok ve babaannem benim kim olduğumu hatırlamıyor. Kalbim kırık…
90 yıl, dile kolay, yaşaması zor ve uzun bir süre. Ben ona baktığımda hiçbir zaman 90 yaşında bir tonton dede görmedim. Benim dedem Marmara Adası’nda benimle denize giren, beraber Çınaraltı’nda çekirdek çitlettiğim, her konuşmamızda Polimikya’da bıraktığı limon ağacını ve oradan nasıl düştüğünü anlatan, devamlı soru soran ve cevap bekleyen, her yaz aynı balkonda Emre ile beni yan yana koyup, arkamıza değişik bir fon koyma ihtiyacı bile hissetmeden resimlerimizi çeken, masalları kafasından attığını bilmeme rağmen anlamamış gibi dinlediğim, üzülmesin diye, tatil yapmayı her şeyden çok seven& her yaz tatilinde Salamis Bay otelden bana kartpostal atan ve her tatilde bana henüz Türkiye’de bulunmayan, kepek problemim olmamasına rağmen hediye olarak Head&Shoulders şampuan ve saç tokası getiren, yazdığım her yazıyı okuyan, notlar düşüp bana geri gönderen, bir dergi kendi, bir dergi de benden haberdar olması için büyük halam için alan, ona benden bahseden, hırslı, meraklı, çalışkan; henüz çocukken Kıbrıs’tan cebinde bir tek annesinin altın bileziklerinden gelen parayla bir gemiye binip burada yaşama atılan Nesimi idi. Kendine has kuralları, kendine has zaferleri, kendine has bir yaşamı olan, bana tüm olumsuz yanlarına rağmen, birisini olduğu gibi sevebileceğimi gösteren, lakırdıya bayılan, hayatının bir yerinde heyecanlanmak konusunda pes etmiş ve köşesine çekilmiş bir dedeydi… Babamdan ayrı dinlediğim, kardeşinden ayrı, kiminin bayıldığı kiminin uzak durduğu. Bunu görmediğim için yakın zamanda onun aslında çok yaşlandığını fark etmek, ansızın, beni çok incitti anlamadan.
Benim dedemdi. Ben onu çok sevdim, gerçek bir değer verdim, hayalimde bana her zaman neşeli, kahkaha dolu çocukluk günlerimi hatırlattığı için içimden hep teşekkür ettim ve ben, her ne kadar bana bile saçma gelse de bu yaşta bir dede için ağlamak, çok üzgünüm, hayatımın bir perdesi kapandığı ve ben onun nerede olduğunu, kimlere dokunduğunu, kimlerle gülüştüğünü bilemediğim için, resimlerde kalan tatlı anılarımız için…
Dün gece bunları düşünerek eve geldim ve geçen sene bana emanet ettiği çocukluk albümlerimize daldım. Bir gün nikah resimlerimi koymak için aldığım albümlerin bir tanesini kendime, bir tanesini kardeşime yaptım. Bir kuş oldum, dedemi buldum, beraber vapurla Marmara Adası Çınar Otel’e gittik, denize girdik, deniz sonrası ayaklarımızı su dolu oluğun içinde temizledik, akşamüstü için hazırlandık, biraz kitap okuduk yatakta, şekerleme yaptık, didiştik, terliklerimin içine çorap giymem konusunda, onun dediği oldu ve el ele büyük Çınar ağacının altına gittik futbol maçını seyretmeye, bana çekirdek aldı, ben sıkıldım ama sesimi çıkartmadım, oradan hayatımız hiç bitmeyecekmiş gibi devam etti, gün akşama, akşam geceye karıştı, masalların sonunu dinleyemeden uyudum ve reçine kokulu sabahlara uyandım, deniz, kum, Emre, babaannem, dedem ve ben… Hiç bitmeyecek, hep hatırlayacak gibi. Şimdi ise dedem yok ve babaannem benim kim olduğumu hatırlamıyor. Kalbim kırık…
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)










