26 Mayıs 2008 Pazartesi

tam 17 gun kaldi. utanmasa 14 gun, yani iki hafta olacak:) dun gece yuzumde 6 adet sivilce cikti. acaba neden?

son iki haftadir yavaslayan tempom bugun eski havasina kavustu ve yeniden kosturmacaya basladim. bu haftasonu bir arkadasimi ziyaret icin bitlis'de olacagim, ben dondugumde ise evim artik tamamen bitmis olacak. bu aksamustu tek basima evimize geldim, muzik actim, evde eksik olan seyi bulmaya calistim. voila! yesillik, cicek ve resim. gitmeden once en azindan bir agacimiz olabilmesini umuyorum. ya da onu alacak vaktim olmasini. evlenmeme iki hafta var ve yatak odamda sadece bugun gelmis bir dev yatak var. bu durumda oda zaten sadece yataktan ibaret. nedenini sevgilime sormak lazim. bir arkadasimizin evinde gorup, kucuk cocuk gibi 2 metre yatak icin yalvardi. 1.80 degil, 2'ye 2. cusse farkimizin ortalamasini hesaplayinca bile o yatak cok kocaman. en kotusu aldigim bazi nevresimleri degistirmek veya gozden cikartmak zorunda kalmam. dun birlikte zara home'a gittik ve devasa nevresimler sectik. daha dogrusu secti. efendim lacivert beyazdan hoslanmazmis, sari beyaz olabilirmis, illa desen istiyorsam leopara iznim varmis ama ona duz lacivertle gitmeyecekmisim, gecen hafta seyrettigimiz filmde cameron diaz'in yattigi carsaflar onun hayalindekilermis. gorevli cocuk inanmaz gozlerle dinledi bu sohbeti. ben ise coktan alistim. o yuzden artik her seyi ona soruyorum, hic ugrasmiyorum ve asla onun adina bunu cok begenir diye karar vermiyorum. cunku ne zaman o karari versem yemek yutmak zorunda kaldim. mutfak masasi, girise tozluk, giris konsolu, barcelonalarin durusu, bar arabasinin hangi duvarda daha sik duracagi... dekorator dodo ile evleniyorum, kisacasi. bundan cok sikayet etmek istemiyorum. carsaflarda beraber uyuyacagiz ve sirf onlar benim sorumlulugumda diye bencillik etmek ve onu goz ardi etmek istemiyorum. bir gun sikilacak fikir beyan etmekten nasil olsa. ve ne kadar ugrasirsam ugrasayim, bauhaus'dan araba yikama eldiveni, dikiz aynasi cilasi almak icin onca yol tepen, istedigi yag markasini bulana kadar butun istanbul'u dolasan, goz alti kremini asla ihmal etmeyen ve kiyafet delisi bir erkekle evlendigim gercegini degistiremem.

ev disinda, benim ailemde herkes bunalimda ve puslu bir ruh hali icinde. babamin agzini bicak acmiyor, ufuklara dalip gidiyor, espiri yapilmasina bile tahammulu yok. abim beni her gun telefonla ariyor; dun gece ruyasinda oldugumu ve amerikan filmlerindeki gibi bir cenazem oldugunu gormus. annem ve cici annem ayni sekilde. ben ise duygusuz ve otomatik pilota baglanmis. sevgilim cok rahat, neseli. "etli pidem" diyip kollarimi sika sika beni seviyor. o sirada kollarimin fusya kivamini gormeden. once evlilik muamelesi icin kan alan ve kolumu kangren eden hemsire, simdi o, dugunumde galiba tek bir eldiven yaptirmak zorunda kalicam.

bu yazimin son satirinda izninizle buradan melis denen tanidigima, arkadasim degil, tanidik "al kumasini .... ...." diyerek aranizdan ayrilmak istiyorum. cunku ben kendi kumasimi kendim aldim. rubelli diil tabii ki melisssss... persan. ha rubelli ha persan:)

20 Mayıs 2008 Salı

tira-mi-su

haftasonu mustakbel kocam seftalisinin uzerindeki tuyleri fircalamadan yikayip ona verdigim icin bana bir sabah sonra sitem etti. iki gun boyunca bunun uzuntusunu yasamis! ama ne gam... pazar gunu de gittigimiz bir kahvaltıda tiramisu ikram edildi, evin hanimi elleriyle yapmismis, efendim ben ona bir kere bile tatli yapmamisim. ilk once ciddiye almadigim bu arda arda gelen sitemleri sonradan dusundugumde, kalbine giden yolun midesinden gectigi bir erkege haddimden fazla haksizlik ettigimi anladim.

is basa dustu ve kendimi mutfakta dunyanin en dandik alet ve edavatları ile tiramisu yapmaya calisirken buldum. ilk denemem galiba cok kotu olmadi. sadece bir lokma alabildim -rejimdeyim- ve begendim. ama kesinlikle cok daha guzel olabilirdi. daha da gelistirebilmek icin ceyizimde bana bakip duran tencerelerime, en yakin arkadasimin aldigi blendera ve daha guzel tariflere ihtiyacim var. mascarpone'yi labne ile, espressoyu turk kahvesi ile degistiren ve kedi dili tabanini kakaolu pasta tabani ile eslestiren zihniyete ve pratiklige hayranim, o ayri. ama ben bir oglak burcuyum ve en guzel tiramisu challenge imdan bu dakikadan sonra kimse beni donduremez.

http://www.heavenlytiramisu.com/rcp-137.htm

isin gercegi, gercek tiramisu ancak 3 ay sonra ikram edebilecegim bir tat. cunku sevgilimin vermesi gereken 10 kg'su artik benim sorumlulugumda. gitsin tatlilar, gelsin ispanak kokleri, enginarlar, baklalar, yogurtlar ve saglikli yasam... ya da belki diyet tiramisu:

http://www.heavenlytiramisu.com/rcp-309.htm

19 Mayıs 2008 Pazartesi

bezgin bekir

tick tack, tick tack. cok az kaldı.

artık heyecanlı ve de yay gibiyim. zaman çok çabuk geçiyor. ama artık değil durdurmak, bir an önce o günün, saatin, dakikanın gelmesini istiyorum. dun davetiyelerimiz geldi. almaya giderken keman yayi gibi gergin olan sinirlerim gevsedi ve ben gulmemin tam ortasinda aglamaya basladim. her turlu korkum o zarf ile birlikte elle tutulur bir sekil aldi. sevgilim ise benim tam tersim, inanilmaz rahat ve de sabirsiz. bana inanmayan gozlerle bakiyor, nasil bu kadar korktuguma. dugun sarkisi secerken de boyle oldu. giris muzigi nasil olsun diyen dj'in gozunun icine baka baka hem de. en sonunda dugunde aglak tek bir nota bile calmamasina karar verdik. dugunumde hic kimsenin huzunlenmesini istemiyorum. herkes icin zor bir seneydi ve ben istiyorum ki hepsinin geride kaldigi benim dugunum ile deklare edilmis olsun, nese olsun, kahkaha olsun.

gelinlik provamda yanlizdim. bana yardim eden gorevliden resmimi cekmesini rica ettim. resimlere bakinca urktum, uzerimde sanki baskasina ait bir gelinlik, o kadar aptal ve saskin bakmisim ki objektife, gozune isik tutulan tavsanlar gibi.) sikildikca bakiyorum, guluyorum kendime. ikincisinde poz vermeliyim ve o kadar korkak bakmamaliyim.

insanin davetiyede kendi ismini gormesi cok garip bir his. butun gece uyanip uyanip baktim, ay bu ben miyim diye. bu da gulunecek hisler listesinde.

nasil baslarsa oyle gidermis. simdiye kadar her sey iyi gitti. boyle de devam edecek. hic bir seyi hirs yapmadim, kimseye kulak asmadim, canimi bir saniye bile sikmadim, hep kendi yoluma baktim ve her zaman en guzel seyleri hayal ettim, o yuzden her isim rast gitti, gozden cikardigim seyleri bile allah bana nasip etti. daha ne isterim...

ev ile ilgili bir civi kelimesi duymak istemiyorum. bir puf yaptirmak icin haftalardir dort donuyorum, kendimi motive edemiyorum. dugun demosunda sevgilime yalvardim, ne olur her seye sen karar ver, bana supriz olsun diye. ceyimizi yerlestirmek gozumde kar topu gibi buyuyor. balayi icin karar vermek bana afganistan pakistan baris anlasmasinin sartlarina karar vermek kadar zor geliyor. (he zaten bu arada ne yazik ki puf yapmak icin gerekli enerjiyi bulabilsem de, gerekli kumasi bana saglayacak gerekli bir dostum yok, bu da kucuk bir ayrinti...!!!)

iste bole. blog yazmak bile bir usengeclik-aktivizm savasi icimde.

1 Mayıs 2008 Perşembe

zimpara zimpara




evlenmek uzere oldugumu ilk defa dun sabah fark ettim. fark etmeseydim herhalde kendimi cimdiklemem, tokatlamam ya da soguk su ile uzerime tazyik vermeleri gerekicekti. buna da sukur:) son dakika manevrasi ile ortaya cikan dugun fikri butun planlarimi ve sakinligimi alt ust etti. cogu insana anlamasi guc geliyor ama ben hic bir zaman icin, sarkilar haric bir dugun hayal etmedim. beyaz olsun, oradan sunlar insin, buradan sunlar ciksin gibi seylerden de anlamadigimi dun organizasyon sirketinde fark ettim. bir gece once martha stewart vs. gibi sitelere girmeseydim, tam yanmistim. bugun ise, tamamen supriz ve tanri'nin bana hediyesi olarak degisik bir dekorumun olacagini ogrendim, kendim istesem yapamayacagim. ne zaman boyle guzel bir sey basima gelse, her gece bana yardim etmesi ve evlenene kadar yanimda durmasi icin dua ettigim dedemi dusunup gulumsuyorum. hayati boyunca her zaman en iyi dealleri yakalamakla ovundu. galiba bu ozelligini artik torunu icin kullanmaya karar verdi.)

madem basladi tam olmali diyerek kollari sivadim. dugun nasildir, gelini neler bekler ve bunun gibi binlerce seyin oldugu yeni siteler, bloglar kesfettim. instyle wedding'in sitesine girdigimde kendimi kaybettim. ne kadar tatli resimler, oneriler, gercek dugunlerden kesitler. ayni hissi gecen hafta senem bana instyle wedding'in kitabini hediye ettiginde yasadim. muthisti. mesela bugun ya uzerime bisey dokulurse dusuncesi ve elbette onu takib eden senaryolar usustu kafama. tadaaa. artik bir cozumum var. beyaz tebesir. yeni ayakkabinin kaymasini onlemek icin zimpara kagidi, dugmeleri daha kolay gecirebilmek icin tig... bunlari birilerinin senin yerine dusunuyor olmasi cok guzel bir sey...
isin psikolojik yani ise tam bir felaket. hic hazirliksiz yakalandigim ve kendime inanamadigim. ota boka aglamalar, aglamalar ve aglamalar.... zirlamalar, kendimle kalabildigim zamanlarda. bugun mesela salih saka'nin wedding cd'sini alip ee geldim ve ilk sarkidan sonuncuya kadar sumuklu sumuklu agladim. tek neiyetim bir sarki secmekti, elime yuzume bulasti... bu halimin o gun peak noktaya cikmasindan cok korkuyorum. onca insanin icinde bogure bogure kendimi koyvermekten. belki onca seyi asip da bugune gelebilmis olmanin getirdigi bir rahatlama, bosalma, sukretme duygusu, belki hayatim degisiyor panigi, gelecek korkulari... bilmiyorum ama aglamak guzeldir gibi klise bir cumle ile bu yazimi kapatiyorum.