31 Mart 2008 Pazartesi
mini bank
gecen hafta uzun bir aradan sonra turkce bir dekorasyon dergisi aldim. her zamanki gibi, 3 dk'da bitti, saklamaya deger hic bir sey yoktu, insani heyecanlandiran, hayaller alemine daldiran ve kendini eye of the tiger muzigi esliginde evini dekore ederken hayal ettiren. bir tek, guzel banklarin oldugu bolumu sevdim. ikea'dan giris icin gosterdikleri bir banki begendim ve bugun yola koyuldum. sadece bir bank icin. ara tara, ne mumkun bulmak o banki. en sonunda sormayi akil ettim, cocuk bolumunde dediler. killandim biraz tabii ama resimde gordugum icin rahatim, bir guzel cocuk bolumune attim kendimi. orada hayallerim tuz ve buz oldu, hatta havada onlarin kirilma sesini duyduguma yemin edebilirim. dergide giris banki diye gosterdikleri sey, bebek, yeni dogmus bebek odasina sigabilecek, genisligi 40 santim bir bankcik. benim sevgilim 110 kilo. o banki kirmasi icin poposunu degdirmesi yeter. ben bile 1.55 boyumla uzerinde kendimi gulliver gibi hissettim. asabim bozuldu, dergiye kizdim, hatta kufur ettim, gelmisim onca yolu... neyse, buyuk odulu kacirdim ama bir kac mansiyonla ciktim, biraz olsun acim dindi. yine de, dergiye mail yazip, o banki k... sokun demek istiyorum...
cheer up!
ari maya gibiyim. bir o yana, bir bu yana. evlendikten sonra inanilmaz bir bosluga dusecegimi hissediyorum. o yuzden bir yandan ev yaparken, diger yandan da neler yapabilirim, nasil bir is olmali kafamda hayaller... bu hafta koltuklarimiz geliyor; ve perdeler. bir anda evin butun cehresi degisecek. yaptiklarima goz atinca benim karakterime gore inanilmaz ciddi bir ev ortaya cikiyor, kendime hayret ediyorum. 5 senedir tek basina yasamanin ve evde yapilabilecek her turlu ucuk kacik deneyi yapmis olmanin neticesi herhalde. yaptigim tek renkli sey koltuk kirlentleri oldu. en cok calisma odasini sevecegimi hissediyorum. en cok orada vakit gecirecegimi. yatak odami da digerlerinden cok seviyorum. yeni bir eve alismak, ona karsi duygu gelistirmek, tanimaya calismak, sahiplenmek... hala benim evimmis gibi gelmiyor olmasina sasiyorum, nasil olabilir diye. ama gelmiyor, ozlemiyorum mesela. ama kendi evimi cok ozluyorum uzakta kalinca haftasonu, anahtari cevirdigim an rahatliyorum, sanki onu aldatmisim gibi geliyor. birisi ile paylasmak nasil olacak, ilk basta garip gelicek mi, sikilacak miyim, kacmak istedigim zamanlar olacak mi, alisabilecek miyim?
2 ay sonra evleniyorum. bu da cok garip bir his. bugun gelinligimin geldigini soylemek icin aradilar. o kadar sakindim ki. sonra kendi kendime cok kizdim, ilk defa bir gelinlik giyecegim, ne bu coolluk, ne bu sakinlik, ne kadar kizardin heyecansiz insanlara, coskularini yasayamayanlara diye. onlardan biri olmayacagim diye kendime soz verdim araba kullanirken. ceyiz yaparken veya hayal kurarken yasadigim heyecani kaybetmeyecegim. bu benim ilk ve en iyi ihtimalle son evliligim. showerim, nikahim, balayim harika olacak. striptizcilerle bekarligima veda edecegim! sonuna kadar degerlendirdigim, acaba bunu yasasaydim nasil olurdu demedigim, deneyimledikce zenginlestigim ve asla pismanlik duymadigim, agzimda mukemmel bir tat birakan, herkes benim gibi bekar olsaydi dedigim icimden, ne kadar guzel anilarim olduguna bakarak, dere tepe duz gezdigim, seyahat ettigim deliler gibi, sarhos oldugum, asik oldugum, riskler aldigim, hayallerden boguldugum, herkesin acaba simdi ne yapacak dedigi durumlardan bile kolayca ciktigim ve hep ama hep neseli oldugum. veda edilmeye deger bir bekarlik yani benimki. oylece sessiz sedasiz veda etmeye ve cool olmaya hic niyetim yok. persembe gelinligimi denicem, icinde kendimi mukemmel hissedicem, bir daha bakicam, hemen nikah icin degisik, guzel bir okazyon hayal etmeye baslicam ve o gun cok guzel olacak. sonra da canimi cikartan evimize gelicem, ayaklarimi soole bir uzaticam ve yapacak bir is dusunmeye baslayacagim.)
2 ay sonra evleniyorum. bu da cok garip bir his. bugun gelinligimin geldigini soylemek icin aradilar. o kadar sakindim ki. sonra kendi kendime cok kizdim, ilk defa bir gelinlik giyecegim, ne bu coolluk, ne bu sakinlik, ne kadar kizardin heyecansiz insanlara, coskularini yasayamayanlara diye. onlardan biri olmayacagim diye kendime soz verdim araba kullanirken. ceyiz yaparken veya hayal kurarken yasadigim heyecani kaybetmeyecegim. bu benim ilk ve en iyi ihtimalle son evliligim. showerim, nikahim, balayim harika olacak. striptizcilerle bekarligima veda edecegim! sonuna kadar degerlendirdigim, acaba bunu yasasaydim nasil olurdu demedigim, deneyimledikce zenginlestigim ve asla pismanlik duymadigim, agzimda mukemmel bir tat birakan, herkes benim gibi bekar olsaydi dedigim icimden, ne kadar guzel anilarim olduguna bakarak, dere tepe duz gezdigim, seyahat ettigim deliler gibi, sarhos oldugum, asik oldugum, riskler aldigim, hayallerden boguldugum, herkesin acaba simdi ne yapacak dedigi durumlardan bile kolayca ciktigim ve hep ama hep neseli oldugum. veda edilmeye deger bir bekarlik yani benimki. oylece sessiz sedasiz veda etmeye ve cool olmaya hic niyetim yok. persembe gelinligimi denicem, icinde kendimi mukemmel hissedicem, bir daha bakicam, hemen nikah icin degisik, guzel bir okazyon hayal etmeye baslicam ve o gun cok guzel olacak. sonra da canimi cikartan evimize gelicem, ayaklarimi soole bir uzaticam ve yapacak bir is dusunmeye baslayacagim.)
24 Mart 2008 Pazartesi
koltukların çatısı
bugun butun evin havasını belirleyecek koltuklarımın çatısını gördüm. kumaşları teslim etmek için recep usta'ya gittiğimde bana atölyeyi gezdirmesini istedim. atölyede kendimi çin'de bir fabrikada gibi hissettim, her yanda arı gibi çalışan bir usta, onların peşinde bir dolu çırak, dört bir yandan yaylar, elyaflar ve ismini bile bilmediğim türlü aletler. bir ara ciddi ciddi o yaylardan birinin gözüme gireceği paranoyasına kapıldım. nasıl ki hipokondriyaklar hastalık hayal ederek evhamlanırlar, benim hastalığım da komik worst case senaryoları hayal etmek. atölyenin ortasında ben gözümde zıng zıng yaylanan bir yayla bağırıyorum, her yere, etraftaki koltuklara kanlar fışkırıyor ama gürültüden kimse beni duymuyor...
koltuklarımın çatısını pek bir beğendim. onlardan nasıl benim istediğim koltuk çıkacak bilmiyorum ama korkuya kapılmak üzereyken hemen yan tarafta bitmiş bir koltuk gördüm ve aşık oldum; o koltuğun eşi de henüz yapılıyordu ve dikiş diken çocuğu görünce içim rahatladı. bunu yapan onu haydi haydi yapar diye... keske yanimda makinem olsaydi ve öncesi sonrası yapabilseydim. elimde kumaş balyasından bir parça bir o yana bir bu yana koşturdum durdum. beymen home'da çalışan hanımlar artık sümüklü mendile dönen kumaş parçamı görmekten çok sıkıldılar, ona da eminim, yok o vazoya gider mi, bu kırlente nasıl uyar derken, kumaş kumaşlıktan çıktı. rengi değişti, formu kaydı gitti. yarın son kez perde seçiminde bana yardımcı olacak ve artık rafa kalkacak. ama onu çok özleyeceğim, peanuts'da ki battaniye gibi, bir parçam oldu.
geriye oturma odası ve çalışma odasının aksesuarları dışında takip etmem gereken neredeyse hiç bir şey kalmıyor. halılar vesaire hariç. ne zaman azı gitti çoğu kaldı diye sevinsem unuttuğum kocaman bir iş olduğunu hatırlıyorum. en son perdelerdi. şimdi bakalım neleri unutmuş olacağım.
her gun ic 2 tane ginko biloba, artik yapman gerekenleri unutma! (bu cumleyi cok hızlı okuduğunuz zaman ali desidero kıvamında bir rap parcasi olusuyor...)
koltuklarımın çatısını pek bir beğendim. onlardan nasıl benim istediğim koltuk çıkacak bilmiyorum ama korkuya kapılmak üzereyken hemen yan tarafta bitmiş bir koltuk gördüm ve aşık oldum; o koltuğun eşi de henüz yapılıyordu ve dikiş diken çocuğu görünce içim rahatladı. bunu yapan onu haydi haydi yapar diye... keske yanimda makinem olsaydi ve öncesi sonrası yapabilseydim. elimde kumaş balyasından bir parça bir o yana bir bu yana koşturdum durdum. beymen home'da çalışan hanımlar artık sümüklü mendile dönen kumaş parçamı görmekten çok sıkıldılar, ona da eminim, yok o vazoya gider mi, bu kırlente nasıl uyar derken, kumaş kumaşlıktan çıktı. rengi değişti, formu kaydı gitti. yarın son kez perde seçiminde bana yardımcı olacak ve artık rafa kalkacak. ama onu çok özleyeceğim, peanuts'da ki battaniye gibi, bir parçam oldu.
geriye oturma odası ve çalışma odasının aksesuarları dışında takip etmem gereken neredeyse hiç bir şey kalmıyor. halılar vesaire hariç. ne zaman azı gitti çoğu kaldı diye sevinsem unuttuğum kocaman bir iş olduğunu hatırlıyorum. en son perdelerdi. şimdi bakalım neleri unutmuş olacağım.
her gun ic 2 tane ginko biloba, artik yapman gerekenleri unutma! (bu cumleyi cok hızlı okuduğunuz zaman ali desidero kıvamında bir rap parcasi olusuyor...)
22 Mart 2008 Cumartesi
anxiety
çok az kaldı. 8 gün sonra, nisan. hayatımızın en önemli ayı. 1i, 2si ve 4ü. korku, heyecan, merak, garip bir boşvermişlik ama aynı zamanda yoğun bir anxiety, sadece kendimin hissedebildiği. bu günler geçtikten sonra da, mayıs ve ben evleniyorum. beni neler bekliyor, hayata nasıl bir giriş yapacağım, merak içindeyim. yay gibiyim, ilk defa gergin olmak ne demek anlıyorum. hiç bir zaman gerilmedim, hayatımın hiç bir döneminde, hiç korkmadım çünkü, ters gidebilecek hiç bir şey canımı sıkmadı. anlamsız gerginlikler, korkular, can sıkmalar bana hep modası geçmiş duygular olarak geldi. şimdi de öyle hissetmek, sakin olmak istiyorum. bereketli başlayalım, kötü haberler bizden uzak dursun, evren bize yardım etsin, kahkahalarla girelim yeni evimize. ne olur... kendimi 29 marta hazırlamam lazım, sevdiğimi koruma kalkanıma almaya, en neşeli gülümsememi, maskemi takmaya ve sakin-mişşş gibi yapmaya. şimdi annemi, cici annemi, tüm kadınları daha iyi anlıyorum, verdikleri savaşları, maruz aldıkları heyecanları, evi dirlik içinde tutmak, tutabilmek için. tüm bunların mükafatı o kadar büyük olacak ve bizim o kadarrrrrrrrr güzel bir yaşamımız olacak ki.
17 Mart 2008 Pazartesi
drew'in taburesi

seramik cin taburelerine bayiliyorum. tam bir senedir bembeyaz olanlarin pesinden kosarken pasabahce'nin bu yaz icin her renginden getirdigini gorunce evime 2 tane satin aldim. hem sehpa, hem dekor, hem gerektiginde tabure ama bence cok estetik, cok tatli. pasabahce'nin fiyati, internetten cok daha ucuz, almak isteyenler...
normalde baska insnalarin cok ilgisini cekecek seylerden hep uzak durmaya calisirim ama bunlarin cok az kimsenin ilgisini cekecegine eminim, neden bilmiyorum. drew haric tabii!
1703
dun fark ettik, bugun bizim sozlenmemizin birinci yili oldugunu. bir sey yapsak mi yapmasak mi derken, sevgilim evde yemek yapmami teklif etti. ben bugunun programini kafamda sekillendirdikce, bir de yemek stresinin benim minik bunyeme zarar verecegini fark edip, yemek yapmayalim ama sen bana cicek yolla dedim. o da bunun uzerine, o zaman sen de bana yolla, dedi; anlastiktan sonra ayrildik.
cicek fikri de gece yarisi yaptigimiz ve birbirimize sanal cicek gonderdigimiz msn konusmasindan sonra karsilikli olarak feshedildi. o evinde, ben evimde, ayri gayri bir 17 mart'a uyandik. onun icin coktan tarih oldugunu sanarken once bir sms geldi, "17 martin kutlu olsun" diye. sonra ben evden cikmadan hayatimda ilk defa msn'ime 1703 diye bir not ilistirdim. eve geldim, yemek yaptim, yaptigim yemegi yiyemeden koltukta uyuyakaldim, internette gezmek icin bilgisayarin basina geldim ve onun da msn'ini 1703 yaptigini fark ettim. sandalyemden dusuyordum cunku msn'den nefret eden, kendince bir msn lingosu bulunan, ve hatta butun bir gun kafasini cevirip bakmayan o, benim 1703'umu gorup aynisini yapmisti:) buradan butun bilog okuyucularimi temin ederim ki, en guzel hediye o aptal 1703 yazisiydi.
gecen seneye dair her turlu detay sanki dunmus gibi aklimda. zaman ucup gidiyor, geriye anilar, guzel tad birakanlar en cok, kalmayi basariyor. her zaman sadece guzel seyleri hatirlamak istiyorum. 17032007 benim hayatimin en guzellerinden bir tanesiydi. iyi ki soz vermisim, soz almisim...
cicek fikri de gece yarisi yaptigimiz ve birbirimize sanal cicek gonderdigimiz msn konusmasindan sonra karsilikli olarak feshedildi. o evinde, ben evimde, ayri gayri bir 17 mart'a uyandik. onun icin coktan tarih oldugunu sanarken once bir sms geldi, "17 martin kutlu olsun" diye. sonra ben evden cikmadan hayatimda ilk defa msn'ime 1703 diye bir not ilistirdim. eve geldim, yemek yaptim, yaptigim yemegi yiyemeden koltukta uyuyakaldim, internette gezmek icin bilgisayarin basina geldim ve onun da msn'ini 1703 yaptigini fark ettim. sandalyemden dusuyordum cunku msn'den nefret eden, kendince bir msn lingosu bulunan, ve hatta butun bir gun kafasini cevirip bakmayan o, benim 1703'umu gorup aynisini yapmisti:) buradan butun bilog okuyucularimi temin ederim ki, en guzel hediye o aptal 1703 yazisiydi.
gecen seneye dair her turlu detay sanki dunmus gibi aklimda. zaman ucup gidiyor, geriye anilar, guzel tad birakanlar en cok, kalmayi basariyor. her zaman sadece guzel seyleri hatirlamak istiyorum. 17032007 benim hayatimin en guzellerinden bir tanesiydi. iyi ki soz vermisim, soz almisim...
10 Mart 2008 Pazartesi
9 Mart 2008 Pazar
bu nasıl bir is boyle?
butun cocuklugum bosanan, iflas edenler gibi; kendini caresiz hisseden bir cok insanla gecti. babamin meslegi, benim icin hala cok faydalandigim pek cok gozlemin harmaniydi. anilarimda onlarca pazar sabahi kahvaltisi var; babam ve biz, ve arasi bozuk olan veya bosanmak icin babama basvuran bir cift, kahvalti ediyoruz. babam tane tane anlatiyor, onlar dinliyor, biz dinliyoruz, ne oluyorsa konusmanin sonuna dogru herkes bir cesit muhallebi kivamini aliyor ve bir kere daha deneyebilecek kadar birbirlerine deger verdiklerine inaniyorlar.
kuskusuz buyukler bu keskin donusleri cok iyi anlarlardi ama ben hic bir zaman anlam veremezdim. madem kavga etmissin, madem isler kotu, ne cekersin be kardesim, diye gecirirdim icimden. ve benim asla boyle end up etmeyecegime dair yeminler verirdim kendi kendime.
kazin ayaginin oyle olmadigini anlamam icin bir ask, binlerce kavga ve vazgecemeyecegim milyonlarca anim olmasi gerekti. simdi, babami ve o ciftleri cok iyi anliyorum. bu gece eve gelirken dusundum, ben ne ara buyudum, ne ara masanin diger tarafinda sinir krizi geciren ciftin bir yarisi oldum diye. aradan cok uzun yillar gecmis olmali...
cumartesi gunumuz tatsiz basladi ve cok az tatlanarak devam etti. arabada giderken atesli bir tartismaya tutulduk ve bir ara yanima baktigimda sevgilimin artik arabada olmadigini gordum. giden arabadan inmisti! yan arabalardan bakip gulenler, bana aciyarak gozleri ile teselli vermeye calisanlar arasinda istifimi bozmadim ve kardesim& karisi ile yiyecegim yemege dogru arabami surmeye devam ettim.
ne var ki, gormek isteyecegim en son insan oydu ve bunu telefonda kardesime soyledim.
kavga etmistik, ben yorgundum, ugrasacak halim yoktu ve yemege tek basima geliyordum. aramadim bile. bayagi bir trafikten sonra oraya vardigimda benim sevgilim coktan balikciya vasil olmus, ilk duble rakisini coktan midesine indirmis, muhallebi kivamina gelmisti. ben hem oraya nasil benden once gittigini merak ediyorum, hem icimde oldurucu bir intikam hissi, hem de tarif edemeyecegim bir mutluluk, orada oldugu icin. ilk sozum: "keske basina bisey gelseydi cunku arabadan atlayacak kadar kus beyinli biri ile evlenmek uzere olduguma inanmam ve kendime gelmem icin bir sebebim olurdu." oldu. benim kizginligima yengem ortak olmus bana hak verirken kiyasiya, anlattigim sebeplere bakarak, kardesim sevgilimi benden ayirmaya calisiyor cunku belli ki ben gercekten hakliyim, ofke nobeti geciriyorum ve istemedigim seyleri aslinda isteyerek soyluyorum, iki takim olduk adeta.
babamin yillarca yaptigi seyi simdi agabeyim, kardesim yapiyor; ara buluyor! inanilmaz. bunun da ofkesi ile, bildigim icin ikna kabiliyetini ve erkek olarak onun yaninda durmak isteyecegini, yanimizdan gitmesini, beni ailemle birakmasini, eger cok cani sikiliyorsa bir taksiye binip yol uzerinde kendini arabadan atabilecegini vs. soyledim. o ve benim biricik kardesim "seve seve" diyerek hemen yan taraftaki wafflecıya gittiler. ben masadaki saraplari fondip yaptim, icimi doktum, anlattim ve geri geldiklerinde yeniden bir meclis kurmaya karar verdik. kim nerede yanlis yapmisti, biz anlattik, onlar bize benzer bir suru ani anlattilar, verdikleri tepkileri, kiz tarafinin tepkisinin nasil bana benzedigini, erkek tarafinin tepkisinin ise tipki sevgiliminki gibi oldugu, bunlarin olacagini, cok komik anilar oldugunu vs vs... ve en sonunda ikimiz de kahkahalarla kendimize gulmeye basladik ve barismaya ikna olduk.
hem tatsiz hem de aklima cocuklugumu, pazar kahvaltılarını hatırlattigi icin cok tatli bir gundu.
galiba evlilik, vazgecmek istemeyecegin ve unutmak/hatirlamak icin tek bir kadehe ihtiyac duydugun bir seylerin olmasi, hep yeniden baslamak, hic bir sey olmamis gibi... ve ne olursa olsun o gece ayni yastiga bas koyman gerektigi gercegi!!!
ps: en saf cocuk aklimla dusundugumde ise, yetiskin yerine, dunyanin en sacma seyi, neden o an tahammul edemedigimiz bir insanla kavganin hemen ardindan ayni yastikta uyumak zorunda olalim ki:)
kuskusuz buyukler bu keskin donusleri cok iyi anlarlardi ama ben hic bir zaman anlam veremezdim. madem kavga etmissin, madem isler kotu, ne cekersin be kardesim, diye gecirirdim icimden. ve benim asla boyle end up etmeyecegime dair yeminler verirdim kendi kendime.
kazin ayaginin oyle olmadigini anlamam icin bir ask, binlerce kavga ve vazgecemeyecegim milyonlarca anim olmasi gerekti. simdi, babami ve o ciftleri cok iyi anliyorum. bu gece eve gelirken dusundum, ben ne ara buyudum, ne ara masanin diger tarafinda sinir krizi geciren ciftin bir yarisi oldum diye. aradan cok uzun yillar gecmis olmali...
cumartesi gunumuz tatsiz basladi ve cok az tatlanarak devam etti. arabada giderken atesli bir tartismaya tutulduk ve bir ara yanima baktigimda sevgilimin artik arabada olmadigini gordum. giden arabadan inmisti! yan arabalardan bakip gulenler, bana aciyarak gozleri ile teselli vermeye calisanlar arasinda istifimi bozmadim ve kardesim& karisi ile yiyecegim yemege dogru arabami surmeye devam ettim.
ne var ki, gormek isteyecegim en son insan oydu ve bunu telefonda kardesime soyledim.
kavga etmistik, ben yorgundum, ugrasacak halim yoktu ve yemege tek basima geliyordum. aramadim bile. bayagi bir trafikten sonra oraya vardigimda benim sevgilim coktan balikciya vasil olmus, ilk duble rakisini coktan midesine indirmis, muhallebi kivamina gelmisti. ben hem oraya nasil benden once gittigini merak ediyorum, hem icimde oldurucu bir intikam hissi, hem de tarif edemeyecegim bir mutluluk, orada oldugu icin. ilk sozum: "keske basina bisey gelseydi cunku arabadan atlayacak kadar kus beyinli biri ile evlenmek uzere olduguma inanmam ve kendime gelmem icin bir sebebim olurdu." oldu. benim kizginligima yengem ortak olmus bana hak verirken kiyasiya, anlattigim sebeplere bakarak, kardesim sevgilimi benden ayirmaya calisiyor cunku belli ki ben gercekten hakliyim, ofke nobeti geciriyorum ve istemedigim seyleri aslinda isteyerek soyluyorum, iki takim olduk adeta.
babamin yillarca yaptigi seyi simdi agabeyim, kardesim yapiyor; ara buluyor! inanilmaz. bunun da ofkesi ile, bildigim icin ikna kabiliyetini ve erkek olarak onun yaninda durmak isteyecegini, yanimizdan gitmesini, beni ailemle birakmasini, eger cok cani sikiliyorsa bir taksiye binip yol uzerinde kendini arabadan atabilecegini vs. soyledim. o ve benim biricik kardesim "seve seve" diyerek hemen yan taraftaki wafflecıya gittiler. ben masadaki saraplari fondip yaptim, icimi doktum, anlattim ve geri geldiklerinde yeniden bir meclis kurmaya karar verdik. kim nerede yanlis yapmisti, biz anlattik, onlar bize benzer bir suru ani anlattilar, verdikleri tepkileri, kiz tarafinin tepkisinin nasil bana benzedigini, erkek tarafinin tepkisinin ise tipki sevgiliminki gibi oldugu, bunlarin olacagini, cok komik anilar oldugunu vs vs... ve en sonunda ikimiz de kahkahalarla kendimize gulmeye basladik ve barismaya ikna olduk.
hem tatsiz hem de aklima cocuklugumu, pazar kahvaltılarını hatırlattigi icin cok tatli bir gundu.
galiba evlilik, vazgecmek istemeyecegin ve unutmak/hatirlamak icin tek bir kadehe ihtiyac duydugun bir seylerin olmasi, hep yeniden baslamak, hic bir sey olmamis gibi... ve ne olursa olsun o gece ayni yastiga bas koyman gerektigi gercegi!!!
ps: en saf cocuk aklimla dusundugumde ise, yetiskin yerine, dunyanin en sacma seyi, neden o an tahammul edemedigimiz bir insanla kavganin hemen ardindan ayni yastikta uyumak zorunda olalim ki:)
5 Mart 2008 Çarşamba
ah keske...

butun bir gunu imc'de gecirdim. insan ne aradigini bilmedigi zaman gerekten kayboluyor. bu kadar cok cesidin ve fiyat araliginin oldugu yere giderken iyice dusundugumu zannediyorum ama elimde bambaska kumaslar, fikirler ile cikiyorum.
bugun yatak basi icin gitmistim ama tek almadigim o oldu. epengle'nin kumaslari ozellikle de kadifeleri harikaydi. fiskos koltuklarinin yuzu icin lacivert seritli kadife bir kumas begendim ve ellerinde kalan son 2 metreyi yalvar yakar onlardan koparttim. oradan cikip gelisim kumas'a gectim. harika sade kumaslar, keten agirlikli, koton, tul, dile benden ne dilersen ama kucuk porsiyonlarda... elimde resimle gitmeye karar verdim ve oradan ayrildim.
simit ve ajda bardakta cay molasindan sonra ikinci bloga gectim ve hole hali kestirmek icin bir dukkana girdim. bana gosterdikleri samur kartelasi ve ozellikle koko cesitleri cok guzeldi, boylece hem giris icin hem salon icin halilar ortaya cikmis oldu. bir gun onceden siparis veriyorsunuz, ertesi gun hazir. nasil bu kadar cabuk islediklerini anlamadim. belki bu yuzden bu kadar cok overlokcu ilani vardir, her bir yerde:)
butun bunlara ragmen elimde tasiyacak bir torbanin eksikligi ve huznu ile arabama dogru giderken vefa tekstil diye bir dukkan gordum. vitrinden gorduklerim gercek olamayacak kadar guzel desenler ve kumaslardi, iceride gorduklerim daha da guzel. 2 hafta once kenzo'da gordugum desenlere benzer desenlerden onlarca vardi ve ben birbirinden alakasiz 3 top kumas aldim. fiyatlari cok komikti. her girdigim dukkanda basim dondu, gercekten muhtesem kumaslar gordum. cogunun burada dokundugunu ve sadece yurtdisina satildigini biliyor muydunuz? ancak boyle aradiginiz zaman belirli dukkanlarda bulabiliyorsunuz. eve gelince bir tanesinden cok emin degildim. ama hic uzulmedim cunku gercekten bedavaya aldim. melis'in isi ve her gun kumaslarla muhattap olmak ne kadar zevkli olsa gerek. simdi anliyorum neden kumas gorunce cignemek, uzerinde ziplamak, koklamak gibi garip seyler yaptigini...
oradan artik metresim gibi gordugum recep ustaya gittim. bana koltuklarimin 10 gune hazir olacagini soyledi. hic bir zaman boyle tarihlere inanmiyorum. on diyorlarsa uzerine de 10 koymak lazim kanimca. o yuzden umitlenmedim.) yine de bir suru yol aldim, 4 hafta icinde cogu sey ele avuca gelir olacak.
cok yoruldum. eve gelip kendimi nutella kavanozunun icine attim. hem de yeni acilmis kocaman olaninin. bu ne perhiz bu ne lahana tursusu... guya yediklerime dikkat ediyorum. gelinlik diyeti. her gun 3 litre su, kol kaslari icin dumble hareketleri, bir haftadir agzima ekmek koymadim ve kendisini, karbonhidratlarin hepsini cok ozluyorum. ozledikce de nutella'ya siginiyorum. o kadar kotu olmamali:)
yarin maraton devam ediyor. sirasiyla inside, sisli gedik cam, yesilkoy i-deco fuari. bu tempoya cok alistim, cok hosuma gidiyor devamli yapacak bir seyim olmasi, bittigi zaman gecici bir bunalima girebilirim. gedik cam'i bin kisi tavsiye etti, ilk basta burun kivirdim ama web sitesinde bi kac cok guzel sey var, yakindan gormek lazim. bu arada hangi yabanci magazaya girsem, hangi dergiyi karistirsam, cam sehpalar, zigonlar, mono blok halinde kahve sehpalari, her yerde. 1 seneye kesin cam yine cok moda olucak. ben oturma odasi icin mono-blok bir sehpa, calisma odasi icin bir orta yuvarla masa ve siteden begendigim iki ayna icin gidiyorum.
allah'im keske dekorator olsaydim!!!!
4 Mart 2008 Salı
room of one's own


yatak odamı buldum. odamızı. nefesimi tutarak sevgilimle paylaştım, nasıl olduğunu anlamadan ilk defa ilk denemede ortak bir paydada buluştuk mobilya konusunda. yerde aradım, gökte aradım, italya'dan mila'nin beynini sisirdim bana yatak da yatak diye ve levent cantori'de buldum. (http://www.cantori.it/) once sifonyeri, oradan komodinleri oradan yatak basi derken hepsi tam hayal ettigim gibi. cantori yeni acildi, arte design'in icinde. sadece yatak odalari degil, getirdikleri her sey pek guzeldi. bir kac tur daha atmak isteyebilirim. sekiz hafta sonra gorusmek uzere ilk odamiz. odayi begendikten sonra su an odada hali hazirda duran ve haftalardir, hatta ilk gordugumden beri beni rahatsiz eden duvar kagidindan kurtulmam icin kendime bir bahane bulmus oldum. bu duvar kagidi meselesi ruyama bile girdi. ruyamda ellerimle duvar kagidini kazyorum, yerine badana yapiyorum ama tam ortasinda pisman oluyorum, sonra yeniden sokmeye calisiyorum. nesi beni rahatsiz etti bilmiyorum, neden onunla barisamadim. belki enerjisini sevmedim, onceden baskasinin odasina ait olmasi fikrini. simdi ferah ve neseli bir kagit ve voila...
duvar kagidi icin www.lot.com.tr ye gidiyorum. inanilmaz neseli ve insanin icini acan duvar kagitlari var. benim favorim nina campbell. kendi sitesinde lot'ta satilan bazi modeller var. salon icin begendigimin resmi yukarida; ortadan serit gecen, dantel gibi ama farkli bir rengi. oda icin hayal ettigim ise diger resim gibi...
3 Mart 2008 Pazartesi

nutella demişken. chocolate and zucchini'den nutellalı dondurma tarifi çok basit. dondurma makineniz varsa eğer:) http://chocolateandzucchini.com/
soğan çorbası tarifim
tek başıma yaşamaya başladığımdan beri bir türlü beceremediğim yegane şey: pilav. ne yapsam olmadı, ya çok lapa, ya çok kuru ve en sonunda bir süre önce pes ettim. geçen hafta neden pes ettiğimi bulmaya ve bu fobimin üzerine gitmeye karar verdim. altı üstü pilav diyerek işe koyuldum. çeyizimden bir adet döküm pilav tenceresini ortaya koydum ve elimdeki tarifi olduğu gibi uyguladım. voila! meğer keramet benim hünerli ellerimde değil tenceredeymiş. o geceden beri her akşam bir çeşit pilav yapma telaşındayım. kuş üzümlü, bademli, yok efendim havuçlu acaba nasıl olur... yeni yıldan beri her hafta en az bir değişik yemek, iki ise bilindik ama menü halinde sunabileceğim yemekleri deniyorum. bu kadar boş zamanım olunca yaptığım yemekleri günlere ayırmaktan-karb günü, sebze günü, et akşamı, take out..- ve sonra tarif defterine eklemek de garip ve takıntılı bir zevk olmaya başladı. bu sırada aptal bir şarkı da çalarsa ne ala, çalmazsa bir yandan kendim söylüyorum, bir yandan pirinçlerin ahenkle dans edişlerini seyrediyorum. amaç; evlendiğim zaman şakkkkk diye ortaya atacağım bir kozum, dizi dizi yemeklerim olsun ve sudan çıkmış balığa dönmeyeyim.
elim değmişken sizlere özel soğan çorbası tarifimi vereyim. efenim, soğanları mini mini dograyın, cooook hafif ateste, tereyagi ilen agir agir, yakmadan, eriyene kadar pisirin, cok az etsuyu ekleyin. boyle bi 30-40 dk sonra, onu derince bi kaba koyup, bi kalin dilim ekmek, bi corba (ama cok az sulu yani), uzeri booooooool parmezan, verin firina... kocanız size hiç olmadığı kadar bağlanacak:)))
söz yemekten açılmışken... bugün uzun bir aradan sonra makro'nun koridorlarında kısa bir yürüyüş yaptım ve evli ve çalışan ve vakti olmayan veya benim gibi kocasına evlendiklerinden itibaren 3 ay içinde kilo verdirmek gibi yüce bir emeli olan bayanlar, baylar ve ortada kalanlar için harika şeyler buldum. örneğin, çorba ve her türlü yemekte et ve tavuk suyuna bayılan ama saatlerce tavuk suyu hazırlamak ve depolamak için yeterli motivasyonu olmayanlar ve bulyon kelimesinden bile nefret edenler için, yüzde yüz doğal, hiç bir katkı maddesi bulunmayan ve her türlü sertifikaya sahip(inanın bana hepsini biliyorum sahip olmaları gereken sertifikaların, ben kül yutmam, organik benden sorulur:)) cam kavanozda tavuk ve et suyu. sıvı halde olması mükemmel. bu akşam pilavda denedim, çok güzel bir lezzeti var. ikinci olarak, hayatında ilk nutella kaşığını ağzına stresli ve tatlı desteğine ihtiyaç duyduğu anda bundan sadece 2 haftacık önce atan ve o saniyeden sonra hayatı hiç aynı olmayan ama aman acaba içindeki yağ hidrojene mi, ya fındık sahteyse gibi saçma sorular yüzünden nutella keyfini sindiremeyen bendeniz gibi zavallılar için: (hazır mısınız arkadaşlar?) organik nutellaaaaa!!! ismini yazmadım, organik nutella olarak kayıtlara geçtim çünkü evde hali hazırda bir koca kavanozum var ve fiyatına alışmam için süre lazım. üççç: yine yüzde yüz doğal, sıfır katkı maddeli hazır çorba ama bildiğimiz gibi değil, cam bir kavanozun içinde, dilediğiniz kadarını alıp suya atıyorsunuz ve kaynatıyorsunuz, 15 dakikada hazır. o da test edildi onaylandı, tüm testlerden geçti ve bu gece denedim, tadı muhteşemdi. ben toyga çorbasını aldım, nohutlu naneli yoğurtlu. markaları için mutfağa gitmem gerekiyor, ben ise üşeniyorum o yüzden siz üşenmeyin ve makro'ya gidin. çorbası ile övünen kaynananıza güzel bir hodri meydan, nutella diye ağlayan bebenize güzel bir emzik aperatifi, tavuk suyu için tüm gün mutfakta tavuğun bacakları ve uzuvları ile uğraşma derdine bir son!
mutlu bir evliliğin/kocanın/kaynananın kalbine giden yol güzel yemeklerden geçer. en azından benimkinin. onu ağıma düşürmek için sushi ve enginar yetmişti. ayrı gecelerde tabii...
ps: gerçek çorbanın tadını hiç bir şeye değişmem.
elim değmişken sizlere özel soğan çorbası tarifimi vereyim. efenim, soğanları mini mini dograyın, cooook hafif ateste, tereyagi ilen agir agir, yakmadan, eriyene kadar pisirin, cok az etsuyu ekleyin. boyle bi 30-40 dk sonra, onu derince bi kaba koyup, bi kalin dilim ekmek, bi corba (ama cok az sulu yani), uzeri booooooool parmezan, verin firina... kocanız size hiç olmadığı kadar bağlanacak:)))
söz yemekten açılmışken... bugün uzun bir aradan sonra makro'nun koridorlarında kısa bir yürüyüş yaptım ve evli ve çalışan ve vakti olmayan veya benim gibi kocasına evlendiklerinden itibaren 3 ay içinde kilo verdirmek gibi yüce bir emeli olan bayanlar, baylar ve ortada kalanlar için harika şeyler buldum. örneğin, çorba ve her türlü yemekte et ve tavuk suyuna bayılan ama saatlerce tavuk suyu hazırlamak ve depolamak için yeterli motivasyonu olmayanlar ve bulyon kelimesinden bile nefret edenler için, yüzde yüz doğal, hiç bir katkı maddesi bulunmayan ve her türlü sertifikaya sahip(inanın bana hepsini biliyorum sahip olmaları gereken sertifikaların, ben kül yutmam, organik benden sorulur:)) cam kavanozda tavuk ve et suyu. sıvı halde olması mükemmel. bu akşam pilavda denedim, çok güzel bir lezzeti var. ikinci olarak, hayatında ilk nutella kaşığını ağzına stresli ve tatlı desteğine ihtiyaç duyduğu anda bundan sadece 2 haftacık önce atan ve o saniyeden sonra hayatı hiç aynı olmayan ama aman acaba içindeki yağ hidrojene mi, ya fındık sahteyse gibi saçma sorular yüzünden nutella keyfini sindiremeyen bendeniz gibi zavallılar için: (hazır mısınız arkadaşlar?) organik nutellaaaaa!!! ismini yazmadım, organik nutella olarak kayıtlara geçtim çünkü evde hali hazırda bir koca kavanozum var ve fiyatına alışmam için süre lazım. üççç: yine yüzde yüz doğal, sıfır katkı maddeli hazır çorba ama bildiğimiz gibi değil, cam bir kavanozun içinde, dilediğiniz kadarını alıp suya atıyorsunuz ve kaynatıyorsunuz, 15 dakikada hazır. o da test edildi onaylandı, tüm testlerden geçti ve bu gece denedim, tadı muhteşemdi. ben toyga çorbasını aldım, nohutlu naneli yoğurtlu. markaları için mutfağa gitmem gerekiyor, ben ise üşeniyorum o yüzden siz üşenmeyin ve makro'ya gidin. çorbası ile övünen kaynananıza güzel bir hodri meydan, nutella diye ağlayan bebenize güzel bir emzik aperatifi, tavuk suyu için tüm gün mutfakta tavuğun bacakları ve uzuvları ile uğraşma derdine bir son!
mutlu bir evliliğin/kocanın/kaynananın kalbine giden yol güzel yemeklerden geçer. en azından benimkinin. onu ağıma düşürmek için sushi ve enginar yetmişti. ayrı gecelerde tabii...
ps: gerçek çorbanın tadını hiç bir şeye değişmem.
2 Mart 2008 Pazar
marriage...
Love is blind, but marriage restores its sight.
Georg C. Lichtenberg
Never trust a husband too far, nor a bachelor too near.
Helen Rowland
My husband and I have never considered divorce... murder sometimes, but never divorce.
Joyce Brothers
A successful marriage requires falling in love many times, always with the same person.
Mignon McLaughlin
To keep your marriage brimming,With love in the loving cup,Whenever you're wrong admit it;Whenever you're right shut up.
Ogden Nash
Marriage is the triumph of imagination over intelligence.
Oscar Wilde
Love: a temporary insanity, curable by marriage.
Ambrose Bierce
Georg C. Lichtenberg
Never trust a husband too far, nor a bachelor too near.
Helen Rowland
My husband and I have never considered divorce... murder sometimes, but never divorce.
Joyce Brothers
A successful marriage requires falling in love many times, always with the same person.
Mignon McLaughlin
To keep your marriage brimming,With love in the loving cup,Whenever you're wrong admit it;Whenever you're right shut up.
Ogden Nash
Marriage is the triumph of imagination over intelligence.
Oscar Wilde
Love: a temporary insanity, curable by marriage.
Ambrose Bierce
...
nerede kalmıştık unuttum. araya binlerce şey girdi. artık her şey bir hayal olmaktan çıkıp, gerçek hallerine bürünmeye başlıyor. hayalimdeki konsolun gerçeği acaba nasıl duracak, koltukların kumaşı konusunda doğru mu yaptım, duvar kağıdını kocam da beğenecek mi, derken devamı gelen sorular yumağı, üzerine basık ve yarı gamlı bir psikoloji de eklenince gerçekten korkutucu olabiliyor. iki haftada yapılacak majör işlerin hemen hepsini tek başıma yapmak zorunda kaldım. fikrine güvendiğim arkadaşlarımın ya işleri vardı, ya denk gelmedi ya da ilgilerini çekmedi ve ben soru işaretleri arasında boğuşurken kendimce evle ilgili bir çok şeyi hallettim. güzel olmaları için dua ediyorum.
aslında binlerce şey için dua ediyorum. gerçek anlamda hem de. çoğu gece duamın ortasında uyuyakalıyorum, nerede başlayıp nerede bittiğimi unutuyorum, genellikle yardım istiyorum, içimi dökmek istiyorum ve mobilyalardan çok bir başıma bu kadar uğraşıp ince ince yaptığım evimde mutlu ve her şeyden uzak neşeli, huzurlu olabilmek için yardım istiyorum. daha bir bu kadar şey daha var. efendim elektrikler ne durumda, mutfak iyice temizlendi mi, yatak odasına nasıl bir duvar kağıdı koymalıyım gibi şeyler, beni yormaktan çok inanılmaz kafamı meşgul ediyor ve endişelenmem gereken bir sürü şeyden alı koyuyor. dekorasyon strese çok iyi geliyor:) çocukken stresime en iyi gelen şey resim yapmak ve alakasız renklerle yaptığım resimleri boyamaktı. dün gece elimdeki ev planını pastel boyalarımla üç boyutlu bir hale getirdim, tamamlamam saatlerimi aldı ama bittiğinde ben inanılmaz gevşemiştim. değişmemişim.
bir sabah uyanmak ve kendimizi yeni yatak odamızda olmak, balkondan dışarı bakarken herşeyi geride bırakabilmiş olmak, yeniden korkmadan kahkaha atabilmek şimdilik en büyük hayalim. o zaman geriye, ne kadar güçlü olduğuma, bütün bu toz dumandan tek başıma ve bütüm kibirimle çıkabildiğime, sevdiğim insana verebildiğim cesarete bakıp gülümseyeceğim. en azından bunu çok iyi biliyorum. bana hayatımdaki pek çok şeyin değerini öğrettiği için toz duman diye tarif ettiğim bu sıkışıklıklara teşekkür etmem lazım. etrafımda bir sürü insan kocası ile gülümseyebilmenin değil, saflığı bozulmuş başka hayallerin peşinde koşarken, ben de diyorum, onlardan biri olabilirdim, yanılabilirdim ve öğrenmemiş olabilirdim, nafile telaşların anlamsızlığını, zevk almayabilirdim kurduğum hayalden bir gün, bunca emek vermeseydim, tanımayabilirdim insanları, ne şartlar altında yanımda durduklarını veya durmadıklarını, duracağını sandıklarımın umursamayabileceklerini ve böyle bir zorunlulukları olmadığını, kendimi ama en çok da yaşlanmayı seçtiğim insanı. şimdi biliyorum her sorumun cevabını, yolun sonunda beni büyük bir ödülün beklediğini ve de bir kere daha ona aşık olduğumu, sıkılmadığımız zamanlarda olduğumdan çok daha fazla, bambaşka bir erkek keşfettiğimi diğerinin içinde yaşayan.
gerçek hayata dönersem, şu an aklımda şekillenmemiş tek yer yatak odası. nereye baksam güzel bir yatak başı veya yatak başına gidebilecek komodin göremiyorum. her gördüğüm ya çok ağdalı, ya genç kız odası gibi fazla renkli, ya çok uçuk fiyatlı ya da korkunç... karşıma çıkması umudu ile gezip duruyorum o komodinlerin:) ha bir de mutfak masası! bir arkadaşım yok ki bana italyan yatak örnekleri resimleri göndersin...
aslında binlerce şey için dua ediyorum. gerçek anlamda hem de. çoğu gece duamın ortasında uyuyakalıyorum, nerede başlayıp nerede bittiğimi unutuyorum, genellikle yardım istiyorum, içimi dökmek istiyorum ve mobilyalardan çok bir başıma bu kadar uğraşıp ince ince yaptığım evimde mutlu ve her şeyden uzak neşeli, huzurlu olabilmek için yardım istiyorum. daha bir bu kadar şey daha var. efendim elektrikler ne durumda, mutfak iyice temizlendi mi, yatak odasına nasıl bir duvar kağıdı koymalıyım gibi şeyler, beni yormaktan çok inanılmaz kafamı meşgul ediyor ve endişelenmem gereken bir sürü şeyden alı koyuyor. dekorasyon strese çok iyi geliyor:) çocukken stresime en iyi gelen şey resim yapmak ve alakasız renklerle yaptığım resimleri boyamaktı. dün gece elimdeki ev planını pastel boyalarımla üç boyutlu bir hale getirdim, tamamlamam saatlerimi aldı ama bittiğinde ben inanılmaz gevşemiştim. değişmemişim.
bir sabah uyanmak ve kendimizi yeni yatak odamızda olmak, balkondan dışarı bakarken herşeyi geride bırakabilmiş olmak, yeniden korkmadan kahkaha atabilmek şimdilik en büyük hayalim. o zaman geriye, ne kadar güçlü olduğuma, bütün bu toz dumandan tek başıma ve bütüm kibirimle çıkabildiğime, sevdiğim insana verebildiğim cesarete bakıp gülümseyeceğim. en azından bunu çok iyi biliyorum. bana hayatımdaki pek çok şeyin değerini öğrettiği için toz duman diye tarif ettiğim bu sıkışıklıklara teşekkür etmem lazım. etrafımda bir sürü insan kocası ile gülümseyebilmenin değil, saflığı bozulmuş başka hayallerin peşinde koşarken, ben de diyorum, onlardan biri olabilirdim, yanılabilirdim ve öğrenmemiş olabilirdim, nafile telaşların anlamsızlığını, zevk almayabilirdim kurduğum hayalden bir gün, bunca emek vermeseydim, tanımayabilirdim insanları, ne şartlar altında yanımda durduklarını veya durmadıklarını, duracağını sandıklarımın umursamayabileceklerini ve böyle bir zorunlulukları olmadığını, kendimi ama en çok da yaşlanmayı seçtiğim insanı. şimdi biliyorum her sorumun cevabını, yolun sonunda beni büyük bir ödülün beklediğini ve de bir kere daha ona aşık olduğumu, sıkılmadığımız zamanlarda olduğumdan çok daha fazla, bambaşka bir erkek keşfettiğimi diğerinin içinde yaşayan.
gerçek hayata dönersem, şu an aklımda şekillenmemiş tek yer yatak odası. nereye baksam güzel bir yatak başı veya yatak başına gidebilecek komodin göremiyorum. her gördüğüm ya çok ağdalı, ya genç kız odası gibi fazla renkli, ya çok uçuk fiyatlı ya da korkunç... karşıma çıkması umudu ile gezip duruyorum o komodinlerin:) ha bir de mutfak masası! bir arkadaşım yok ki bana italyan yatak örnekleri resimleri göndersin...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






